Archive for Aralık, 2013

8

Konuk Yazar31 Aralık 20132 Yorum

İstanbul’daki Gizli Kalmış Müzeler – II

Daha önceki yazımın bir devamı niteliğinde olan bu yazımda, yine son zamanlarda gezdiğim ve klasik müze anlayışından farklı olduğunu düşündüğüm müzeleri sizlere tanıtmak istiyorum.

5) Türvak Sinema ve Tiyatro Müzesi:

13353405764dfaÇiçek taksi, Yabancı Damat ve İkinci Bahar gibi dizilerin yanı sıra Cennet Mahallesi ve Arka Sokaklar gibi kaliteli dizilerin yapımcısı olan Erler Filmin de sahibi Türker İnanoğlu tarafından 1997 yılında Beykoz’da kurulan bu müze, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın da desteği ile Beyoğlu’ndaki binasına taşınmış. Ülkemizde sinema ve tiyatro üzerine kurulmuş ilk müze olma özelliği taşıyan bu müzeyi pek başarılı bulduğumu söyleyemem, gezmesi zor ve yorucu bir mekan. Ancak, bana kalırsa Türk sinema ve tiyatro tarihine ilgi, eski günlere özlem duyanların ziyareti keyifli gezebileceği bir müze. En çok ilgimi çeken bölüm tiyatro katı oldu. Burada oyun afişleri, el ilanları, perde arkası ve sahne fotoğrafları sergileniyor. Ayrıca kimi unutulmaz oyuncuların balmumu heykelleri de görülmeye değer. Ayrıca Ocak ayının başına kadar sürecek olan  Liv Ullmann & Ingmar Bergman Fotoğraf Sergisi’ndeki çalışmalar, sinema sanatına zerre kadar ilgisi olmayan ben de bile Liv Ullmann’ın filmlerini izleme isteği uyandırdı.

Web sitesi: http://www.turvak.com.tr/
Giriş ücretleri: Tam: 10 TL, Öğrenci: 5 TL

Devamını oku…

7

Alparslan Demir27 Aralık 2013Yorum Yaz

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti

yugoslavija kopya

Yugoslavya Haritası ve Bayrağı 1943-1991

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, 1943′te yıkılan Yugoslavya Krallığı’nın 1963′te alınan kararla değişen son ismi. Doğu Avrupa’nın en büyük devleti olarak 50 sene yaşamış; 90′ların başında başlayan iç savaşlarla bugün Bosna – Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Karadağ ve Kosova devletleri kurulmuştur.

Yugoslavya, Güney Slav Dilleri’nde ¨Jugoslavija¨ olarak yazılır. Türkçeye ¨Güney Slavistan¨ yahut ¨Güney-Slavlar Ülkesi¨ olarak çevirmek mümkündür. Yugoslavya’da Boşnak, Sırp, Hırvat, Sloven, Makedon, Karadağlı Güney Slav milletleri dışında Türkler, Arnavutlar, Macarlar ve Rumenler de yaşamaktaydı. Ancak devletin baskı politikasınca Türkler, Boşnaklar ve Arnavutlar hiçbir zaman Yugoslavya’ya ait olamamışlardı. Yugoslavya, yalnızca beş entiteyi kabul ediyordu: Sırplar, Hırvatlar, Karadağlılar, Makedonlar ve Slovenler. Devamını oku…

3

Umut Ahmet Taşkın25 Aralık 2013Yorum Yaz

Hani Bizim Sevdamız Eritirdi Dağları ?

“Aynı daldaydık,
Aynı daldan düşüp ayrıldık,
Aramızda yüz yıllık “zaman”
Yol yüz yıllık….”

* Nazım Hikmet RAN

Devamı gelecek olan yazıma, hayret cümleleriyle başlamak isterim..

Hey gidi heey.. Bu günleri görecek miydik biz? Ege Üniversitesi’nde 3 senelik Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Hocalarımızın siyaset kitaplarında çıkar çatışmalarını, siyasi kavgaları, mücadelelerin tarihini öğrenmiştim de; böyle bir çatışma ortamına şahit olacağımı hiç düşünmemiştim. Meğer et & tırnak diye nitelendirdiğimiz siyasi & manevi liderlerimiz, devran dönüp de işin içine ekonomik çıkarlar girince nasıl da  “Firavun” a ve “Bedduacı Hoca” ya dönüşüyormuş. Çok garip yahu! Devamını oku…

8

Burak Sünel16 Aralık 2013Yorum Yaz

Eğitim Süreleri Oyalaması

Bugünkü ekonomik sistemin temelindeki insan “homo-economicus” özelliğine sahip olarak değerlendiriliyor. Yani her insan kendi ekonomik çıkarını düşünen bencil bir varlıktır. İktisat bilimi ise insanın “sınırsız istekleri” ve doğanın sınırlı kaynaklarının çatışması sonucu doğuyor. Bu ahlâksız düzen insanın nefsini, hırsını körükleyerek onu sürekli “tüketmek” zorunda bırakıyor. Geçtiğimiz sene bir ara “alın verin, ekonomiye can verin” kampanyaları dönüyordu her yerde. Evet, bu sistemde ekonomiye can veren bizlerin tüketmesidir. İnsanlar tükecetecek, birileri zenginleşecek. Vahşîce…

İşin üretmeden tüketenler kısmı ilginç. Yani “bağımlı nüfus” da diyebileceğimiz; henüz çalışmayan gençler ve emekli olmuş yaşça ilerlemiş kimseler. Burada insanları yanıltarak yaşlı nüfusun topluma ekonomik olarak yük getirdiği, çünkü çalışmadan emekli aylığı almanın yanı sıra sağlık harcamalarında da ağırlıklarının büyük olduğundan bahsedilir. Neden yanıltma diyorum? Çünkü genç nüfus aslında yaşlı nüfustan daha büyük yüktür. Ancak bu sistemin “istediği” bir yüktür. Neden?

Bir kişi, (giderse) anaokuluna 6 yaşında adım atıyor. Ardından 8 yıl ilköğretim. 4 yıl da ortaöğretim. 4-7 yıl arasında da değişen bir yüksek öğrenim görüyor. 16-20 yıl öğrenciliğe devam ediliyor. Samimi olarak düşünelim, bu kadar uzun bir süre gerçekten gerekli midir ? Bana öyle geliyor ki ilkokuldan üniversiteye kadar sürekli aynı hikayeler dönüp duruyor.  Ben ilkokulda öğrendiklerimle lisenin çoğunu, bunlarda öğrendiklerimin çoğuyla da üniversiteyi rahatça bitirebiliyorum ? Burada “oyalama” sezmiyor musunuz ?

Evet, oyalıyorlar bizi. Çünkü yukarıda bahsettiğim gibi biz gençler “istenilen” bir yüküz. İnsan, fiziksel ve duygusal olarak en aktif olduğu çağlarda düzenin ekonomisine “can verecek” olan tüketme arzusuna çok yatkındır. Teknolojik ürünlerden giyime, kişisel bakımdan eğitimi için gerekli kırtasiye masraflarına, ulaşımdan iletişime genç bireyin nefsini körüklemeniz daha olası. İşte burada yaşlılar neden yüktür anlıyoruz. Esasen gençlerin tüketimi bir “yük” değil; değirmenin suyudur !

Tüm dünyada zorunlu eğitim süreleri uzuyor. Biz bu sürelere daha yeni yeni gelebildik. Çünkü tam olarak kapitalist sistemde yerimiz sağlamlaşmamıştı. Evet, tüketen bir toplum oluşacaktı ama üretim de yapılması gerekiyordu. O yüzden özellikle Batılı ülkelerdeki gibi uzun eğitim süreleri bir riskti. Fakat şimdi küresel entegrasyonun ve “kapitalizmin ruhu”nun yerleşmesi tamamlanmış görünüyor. Batılıları bile kıskandıracak eğitim reformları, üniversite açılışları sürüyor.

Öte yandan müslüman gençler bu tuzaklara çekilmekle beraber evliliklerin gerçekleşmesi ileriki yaşlara öteleniyor. Ana-babalarımız da ilim irfan aşkıyla yanıp tutuşan (!) evladına “okulunu bitir, doktoranı yap, işini bul 30 yaş civarı evlenirsin, o iş sonra” diye öğüt veriyor. Ya hu insanın fıtratına aykırı. Kendimize karşı dürüst olalım. Bu durum insanı fuhşa, zinaya sürüklemeye çok müsait! “Bana ne insanların özel hayatından” diyemem. Biraz etrafınıza bakın derim. En azından her türlü ticari kaygıyla cinsellik öğesinin, kadın ve erkek bedenlerinin sömürüsünün hangi boyutlara ulaştığını kör değilsek farkederiz. İnsanın fıtratına aykırı durumlarla, nefislerimize olan zaaflarımızla paralarımızı ceplerimizden hortumluyorlar.

Müslümansak uyanık olacağız. İnsanların hayatlarının en verimli, en aktif çağlarını ahlâksızca işleyen bu çarkta sömürmenin “eğitim” süsüyle gerçekleştirildiğini göreceğiz. Hem de bu yıllar süren “eğitimin” sonucunda diploma denen kağıt haricinde pek de dünyamızı ve ahiretimizi kurtaracak kazanımlar elde ettiğimizi söyleyemeyiz. Ayrıca müslüman hayatı boyunca zaten öğrencidir. Öğrenirken de seçici olacağız, müslüman hassasiyetinde olacağız. “Boşluğa asma köprü kursa da fen, Allah derim başka bir şey demem” ruhunu yakalarsak, “ilm” ve “bilim” arasındaki farkı da anlayacağız. Hepimiz bu durumun Allah’ın koyduğu sınırlara karşı gelmekte olduğunu kabul ederek dikkatli olmalıyız, inşaallah…

17

Ziya Keyif14 Aralık 2013Yorum Yaz

Yeni Dünyanın Rüyası

Her başlangıç seninle, her veda sana.
Gidiyorsun, bakmadan kimler kalmış arkada.
Özlemek hasretle beklemek kalanların hülyası
Uzak şehirlerde mi yeni dünyanın rüyası.

Bir mekân biçtim hayal şehir kumaşından
Bir zaman seçtim ân içinde bu dünyaya uymayan.
Sonsuzlukmuş büyüyen o kahve gözlerinde
Fark etmedim kaybolmadan bu benliğin içinde.

umut-2-82A1-C770-0E05 Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt12 Aralık 2013Yorum Yaz

Körfez Raporu III

DIŞ POLİTİK DURUM

Genel

Sultan Kâbus iktidarı devraldıktan sonra öncelikli olarak dış politika alanındaki yalnızlığı aşmak ve diğer devletlerin dostluğunu kazanma politikasını hayata geçirdi. Sultan 9 Ağustos 1970’de oldukça radikal bir karar alarak ülkesinin Maskat ve Umman Sultanlığı olarak kullanılan resmi adını Umman Sultanlığı olarak değiştirdi. Böylelikle hem Umman ve Maskat’ın ayrı birimler olarak kullanılmasını engelleme hem de İmamlık taraftarlarının diplomatik alandaki faaliyetlerine bir darbe vurma yönünde önemli bir adım atmış oldu.

Dış politikayı doğrudan Sultanlığın inisiyatifine alan Sultan Kâbus, Savunma Bakanlığı’nı ise Dofar’daki iç savaş nedeniyle eskisi gibi İngiltere’nin yönetimine bıraktı. Sultan Kâbus daha önce Umman İmamlığı’nı üyeliğe kabul etmiş olan Arap Birliği’ne üyelik başvurusunda bulundu ve yapılan oylamanın ardından 6 Ekim 1991’de Umman Sultanlığı adı altında birliğe üyeliği kabul edildi. Güney Yemen ve İmam Galib bu sürece muhalefet ettiyse de başarılı olamadı. Esasında Arap Birliği’ne üyelik 4 Ekim 1971’de Umman Sultanlığı’nın Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edilmesinden sonra gerçekleşmiştir.

1502117_10202862130300312_242758795_nSultan Kâbus dış politikada temel ilkelerin diğer ülkelerin içişlerine karışmamak, uluslararası hukuka saygı göstermek, tarafsız bir dış politika izlemek ve Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek olarak açıklamıştır. Bu arada Sultan Kâbus Arap ülkeleriyle geçmişten gelen sorunları çözmek için bazı adımlar attı. Özellikle Basra Körfezi’ndeki emirlikler ve Suudi Arabistan’la ilişkileri restore etmeye çalıştı. Ülke tarihinde ilk kez emirliklere ve Suudi Arabistan’a resmi düzeyde çok sayıda ziyaret düzenledi. Umman’ın BM’deki üyelik oylamasında Suudi Arabistan’ın çekimser oy kullanmasına rağmen Suudi hanedanlığıyla ilişkilerini daha da geliştirmenin yollarını aradı. Ülke tarihinde bir ilke imza atarak 60’ın üzerinde ülkeyle diplomatik ilişki kurmayı başardı. Esasında Sultan Kâbus, Umman’ın son 100 yıldır yaşadığı yalnızlığın Umman’daki iç istikrarsızlıkların uluslararası boyutlara taşınmasında önemli bir rol oynadığının farkına varmış ve dış politikada aktif bir rol oynamayı zorunluluk olarak görmüştü. Bu zorunluluktandır ki, Umman çıkarlarına ters düşebilecek bir durumda bile temkinli davranılarak tarafsız bir dış politika izlenmeye çalışılmaktadır. Devamını oku…

31

Sefa Yılmazel11 Aralık 2013Yorum Yaz

Gündeme Dair: Bunlar Kendilerine Demokrat

Türkiye’de gündemi yakalamak oldukça zor. Çoğu zaman bir konuyu ele alırken, bir diğer konuyu es geçmiş oluyoruz. Bu nedenle zaman zaman ‘’Gündeme Dair’’ başlığı altında birden fazla konudaki görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.

Dershaneler, Gülen Cemaati, Ak Parti

Dershaneler kapatılıyor mu yoksa dönüştürülüyor mu? Sorun; eğitim adı altında  dershaneler mi yoksa dershaneler adı altında ‘Cemaat’ ile AKP arasındaki ‘güç’ çatışması mı? Bu tartışma başlamadan önce eğitim sistemimiz ile ilgili sorunları “Değişmeyen Çile: Mili Eğitim” başlıklı yazı dizimde ele almıştım. Dolayısıyla dershanelerin kaldırılması veya dönüştürülmesi hakkında detaya girmeyip, konuyu ana aktörler üzerinden yorumlamaya çalışacağım. Öncelikle AKP açısından bu ‘girişimin’ nedenlerini ele almak gerek. Sorun eğitim sistemi mi yoksa Cemaat mi? Şayet AKP açısından sorun eğitim sistemi ise ve bu konuda adım atılmak isteniyorsa burada izlenecek yol bellidir. Dershaneler, çarpık eğitim sistemimizin bir sonucudur. Dolayısıyla öncelikle sistemde, müfredatta değişiklik yapılır, bu değişiklik de aşamalı bir şekilde planlanır ve uygulamaya konulursa ‘dershaneler’ zaten kendiliğinden sistemden çıkmış olur. Birkaç yıldır bu konunun gündemde olduğu söylense de, konunun oldu-bittiye getirilmek istenmesi akıllara başka bir soruyu da getirdi. Sorun, Cemaat ile mi? Eğer, sorun Cemaat ise AKP stratejik bir hata yapmış demektir. Cemaat ile olan ‘iktidar’ savaşını farklı bir konu ( kadrolaşma, paralel devlet gibi ) üzerinden başlatmış olsaydı, şüphesiz daha fazla destek görürdü ve Cemaat’in eline koz vermemiş olurdu. Devamını oku…

3

Fahri Danış10 Aralık 2013Yorum Yaz

“Sağ-Sol” Ya Da İdris Küçükömer II

Sağ-sol kavramlarının bizim siyasi kültürümüzde yer edinmesi ise görece yeni. Fikir hayatımızın ‘uç beylerinden’, sosyalist bir fikir adamının monografisini yazdığı için sağcılıktan, kitapları sağ görüşteki bir yayınevinden çıktığı için solculuktan ‘aforoz edilen’ Cemil Meriç, bu ayrışmayı şöyle yorumluyor:

“Sol-sağ… Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. Toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı. Sol’un halk vicdanında yarattığı tedailer: casusluk, darağaçları, Moskova; sağ’ın, müphem, sevimsiz, sinsi bir iki hayal. Hıristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.”

Meriç’in de ifade ettiği gibi ‘toplumsal yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan’ bu iki yabancıya, kültürel dinamiklerimiz itibariyle, halk tarafından farklı anlamlar yüklenmiştir. Sol kavramı, yıllar boyunca ithamların en korkuncu olarak algılanmış ve çoğu zaman dinsizlik, anarşiklik ile aynı kefeye konmuş. Sağ ise daha samimi, daha bizden bir kavram olarak fikir hayatımızın ‘zaten içerisinde olan’ bir dizi değerler bütünü olarak görülmüş. Devamını oku…

17

Ziya Keyif6 Aralık 2013Yorum Yaz

Ölü Şehrin Gözyaşları

Sessizlik!

Bu kelimeyle başlasın bütün cümleler. Güneşi doğmamış, yağmuru dinmemiş hanelerde dolduruldu kanlı nehirler. Acıya güvenilir arkadaş; bu binalar, bu caddeler mutlulukla doğmadı. Onlar, bir beklentinin, bir umudun yetim çocukları.

Yükseliyor sesler; bazen bir anda, bazen teker teker. Bu duyduğun ne kapı gıcırtısı, ne pencere… Bu gördüğün sokakların sessizce ağlayışı…

Zamana yüklediler beyaz atını hikâyenin, geldi zaman gitti zaman. Altta bir dünya kuruldu, üstte bir dünya. Aynı ülke, aynı şehir, aynı ilçe, üst üste dizilmiş onca mahalle. Hiyerarşik bir düzenle yükselmedi insanlar. Bir anda var oldu, üstün elit “düşünce”.

Kutulara dolduruldu insan denen varlığın ispatı. Sanma öyle birden yok oldu. Ruh, bedenden öte… Aklında büyüttüğün fitneler ve çıkarlarınla, şu gördüğün binalarda gam oldu.

olu_sehir Devamını oku…

8

Burak Sünel5 Aralık 2013Yorum Yaz

İran ve Türkiye’nin On Yıllık Nüfuz Mücadelesi

Bulundukları bölgenin iki en güçlü aktörü olan Türkiye ve İran arasındaki ilişkileri “düşmanca” nitelendirmek biraz ağır kaçmaktadır. Buna “rekabet” ya da olsa olsa “ılımlı/pasif düşmanlık” diyebiliriz. İki ülkenin de büyük imparatorluk bakiyesi olduğunu düşünürsek Ortadoğu gibi karışık siyasi coğrafyada ender rastlanan köklü devlet geleneğine sahipler. Bu iki bölgesel gücü düşmanlık değil de rekabet olarak nitelendirmemiz birbirleriyle sıcak bir çatışmaya girmemeye özen göstermelerindendir. Basında göze çarpacak kadar yer almamasının, sanki donuk gibi olmasının aksine diplomatik anlamda İran ve Türkiye arasındaki ilişkiler gayet hareketlidir. Mesela Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İran için sarfettiği “İran köklü bir devlettir. Diplomasilerinin de ne kadar köklü olduğunu biliyoruz” ifadesi Türkiye’nin İran’ı önemseyerek takipte tuttuğunun devlet nazarından yansımasıdır.

Birçok siyaset bilimci devletlerarası ilişkilerde barış hâlini aslında “çatışmasız bir savaş” olarak nitelerler. Yani, devletler fiziki mânâda savaş durumunda değillerdir ancak diplomasi hiçbir zaman durmaz ve mücadeleler bu safhada süregider. Türkiye ve İran arasındaki ilişki de bir nevi böyledir. Çünkü, özellikle son on yıldır bölgede yaşanan gelişmelere bu iki gücün kayıtsız kalması imkansızdı. Ortada bir savaş görünmediğine göre bu gelişmelere karşı tarafların verdiği mücadele diplomatik olarak sürmektedir.

Son on yıldır dedik. Neden? Bunun sebebini yine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ifadelerinin üzerine giderek çıkarabiliriz: “Bizim açımızdan Suriye birinci derecede önemli bir konu, bir millî güvenlik meselesidir.” Doğrudur, gerek 2003’te Irak’ta yaşananlar gerekse şimdi Suriye’de olup bitenler İran ve Türkiye için hem fırsat hem de tehditleri beraberinde getirdi. İki devlet bölgede nüfuzlarını korumak ya da arttırmak için kıyasıya mücadele içine girdiler. Etkileşimde oldukları coğrafyanın altüst olmaya başlaması bu mücadeleyi “milli güvenlik” seviyesine kadar getirdi. Devamını oku…

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services