Aytunç Altındal Anısına

18 Kasım 2013 Pazartesi günü İstanbul’da büyük bir değer hayata gözlerini yumdu. Aytunç Altındal’ın 68 yıllık yaşamı, o gün son buldu.

Asıl adı olan Aytun’u kullanıyordu Altındal; ta ki 12 Eylül darbesi öncesi yargılandığı bir davaya kadar. Hakimin : ”Ermeni misin? ” sorusunu karşısında Altındal pantolonunu indirerek: ”Hayır değilim, işte ispatı ” demiş; hatta bu yanıt Altındal’ın cezasına 2.5 yıl daha eklemiştir. Bu sorulara bir daha muhattap olmamak için adını Aytunç olarak değiştirmiştir.

Altındal’ınki 1973 yılında Partizan isimli şiir kitabı nedeniyle 7.5 yıl hapse mahkum olmasından sonra, İsviçre’ye, Almanya’ya, Rusya’ya, İngiltere’ye, kimi zaman komünist rejim çökerken Moskova sokaklarına uzanan bir hayat hikayesiydi.

gazeteci-yazar-ve-arastirmaci-aytunc-altindal-vefat-etti_865432_340_226Yazı hayatına 1960 yılında Halide Edip Adıvar’ın yanında öğrenciyken girmiştir Altındal. Ayrıca Aytunç Altındal’ın babası, milli mücadele döneminde kurulan istihbarat örgütü Karakol’un önemli elemanlarından biriydi.

Lise yıllarında Adnan Menderes’in idamını protesto etmek için okuduğu Kabataş Lisesi’ni okul boşaldıktan sonra arkadaşlarıyla yakma girişiminde bulunmuş; 3 yıllık liseyi 7 yılda zar zor bitirmiş, kendini sosyalist olarak nitelendiren bir kişilikti Aytunç Altındal.

Derin analizler, sır dolu bilgiler denildiğinde belki de akla gelen ilk isimdi. Türkiye’de, Vatikan, Papalık konuları ondan sorulurdu. Hatta Vatikan aleyhine Brüksel’de açılmış olan bir davada gizli şahitlik yapmıştır. Tabiri caizse, görünenin arkasındaki gizli kapaklı yönleri dile getirmekten hiçbir zaman da çekinmemiştir Altındal. Kendisiyle yapılan bir röportajda: ”Yaptıklarınızın amacı ne? ” sorusuna : ” Ben Türk milletinin bir an önce aklını başına devşirmesini istiyorum. İş işten geçtikten sonra hiçbir şey olmaz. Türkiye’yi hiç kimse silahla işgal edemez. En üç kağıtçı birisi bile alır eline silahı çıkar. Türkiye’yi ancak içeriden birileri satarsa işgal edilir.” cevabını verecek kadar da vatanına, milletine bağlı biriydi.

Peki Aytunç Altındal nasıl öldü? Görünen nedeni; akciğer kanseri… Bakıldığında pek de anormal bir şey yok; kanser tedavisi yanıt vermemiş ve hayatını kaybetmiş olarak adlandırabiliriz durumu. Ama bazı noktalar var ki akıllara acaba sorusunu getiriyor.

Daha önce istihbarat örgütleri tarafından 2 kez öldürülmek istendiğini açıklamıştı Aytunç Altındal. Geçtiğimiz Mayıs ayında hastalığıyla ilgili verdiği röportajda, doktorların 1 ay içinde kanserin tüm vücuda yayılmasına oldukça şaşırdığını belirterek şöyle devam etmişti açıklamalarına : ”Nükleer tıp merkezi, ‘Bunda bir gariplik var. Vücudunuza kanser ilacı verilmiş olabilir’ dediler” ifadelerini kullanmıştı.

Bu noktada ek olarak Aytunç Altındal’ın eşinin açıklamalarını aktarmak istiyorum : ” 2 hafta önce kanser olmayan birinin biyopsi ve kan örneklerine rağmen son evrede kanser olması tıp dünyasında mümkün değil. Sadece ben değil, doktorları bile öldürüldüğünü iddia ediyor. Eşim Aytunç Bey’in çok seveni vardır. Fakat onun bilgilerini kıskanıp, onun verdiği bilgilerden rahatsız olan çok büyük bir çevre de vardı. Özellikle de dış güçler. Aytunç Bey çok cesurdu. Canı pahasına memleketi için tüm bilgileri aktarmaktan kesinlikle çekinmedi. Son zamanlarda çok önemli açıklamalarda bulundu. Faali meçhul cinayetler konusunda. Tabii bu da bir takım çevreleri rahatsız etti. Çünkü çok büyük bilgilere sahipti. Bundan dolayı susturmak istediler. Ama şunu da bilsinler Aytunç Hoca’nın yüzlerce, binlerce yetiştirdiği öğrencisi var. Onun yetiştirdiği gençler bu bilgileri devam ettirecekler’ şeklinde konuşmuştu Dr. Naciye Selin Şenocak Altındal.

Ayrıca Aytunç Altındal, ölmeden önce yakın arkadaşı Mevlüt Yüksel’e: ” Benim yemeğime kanser yapıcı madde kattılar. Bu maddenin Polonyum 213 olduğunu düşünüyorum. Yani arkasında hiçbir iz bırakmayan bir zehir. Otopside de çıkmıyor. Verildiği kişiyi kanser yapıp kısa süre içinde öldürüyor.” cümlelerini sarfetmişti. Yani Altındal, bu kanserin gizli örgütlerce enjekte edilmiş olabileceğini düşünmüş, esrarengiz bir durumun varlığından bahsetmişti.

Aytunç Altındal’ın kızı Emine Altındal’ı ise büyük bir şok bekliyordu, babasının evine girdiğinde. Aytunç Altındal henüz ölmemişken eve girilmiş, belge niteliğinde çok önemli fotoğraflar alınmış, bazıları yakılmış ve gözdağı vermek amaçlı izler bırakılmıştı. Polisin yaptığı incelemede de kapıda herhangi bir zorlama izine rastlanmadığı belirtilmişti.

Belki bu okuduklarınıza ”Yok artık,daha neler” diyorsunuz içinizden. Ama sizce bir ölüm, arkasında bu kadar çok soru işareti bırakıyorsa, buna basit bir ölüm demek ne derece doğru olur ?

Ölüme yaklaştığını hissetmişti Aytunç Altındal. Ölmeden önce gazeteci Atılgan Bayar’la yaptığı bir sohbette Atılgan Bayar’a cenazesinde yapılacakları söyleyecek kadar hissetmişti hem de.. Ama bunlardan daha dokunaklı bir cümlesini vermek istiyorum Aytunç Altındal’ın : “Hayatım boyunca  yaptğım hiç bir şeyden pişman değilim. Kendi adıma. Kendim için… Fakat, bu millet için yaptığıma pişman mıyım, değil miyim, bilmiyorum.” Yalnız hissetmişti kendisini, belki de ölüm karşısında güçsüz…

Aytunç Altındal'ın cenazesinde sevenlerine dağıtılan Miras'ı.

Aytunç Altındal’ın cenazesinde sevenlerine dağıtılan Miras’ı.

Yazıma  bir röportajda Altındal’ın ” Öldükten sonra nasıl anılmak istersiniz” sorusuna verdiği cevapla son vermek istiyorum:

”Ben ölürsem beni Kulaksız Mezarlığı’ndaki kimsesizler mezarlığına gömün. Öldükten sonra bu adam memleket için çalıştı desinler, yeter”.

Türkiye çok büyük, cesur, canı pahasına bildiklerini açıklamaktan çekinmeyen bir değerini kaybetti 18 Kasım 2013 Pazartesi günü, ardında büyük bir sır perdesi bırakarak..

Ruhun şad olsun Aytunç Altındal !

Bu millet senin gibi gözünü kırpmadan gerçekleri söyleyen insanları da sözlerini de unutmayacaktır. İçin rahat olsun..Yalnız değilsin !