Akademik

3

Fahri Danış25 Şubat 2014Yorum Yaz

Muhafazakar Demokrasi ve Türkiye Örneği

Modernitenin içerisinde (bizzat onun katkılarıyla) şekillenen günümüz siyasal hareketleri, birçok ideolojik, siyasi ve kültürel kavramın kesişimi sonucunda oluşmakta. Bu durumun oluşmasında gittikçe globalleşen dünyanın payını vermemiz gerekir fakat, farklı politik kültürler içerisindeki argümanların, değişen koşullara uyum sağlama refleksi göstermesi, bu durumun asıl sebebini oluşturuyor. Örneğin; ‘muhafazakar demokrasi’ gibi bir kavramın kullanılması, çok değerli bir hocamızın da belirttiği gibi; “..demokrasinin önüne sıfat getirmek suretiyle demokrasinin sıfatın hizmetine koşulması.” sonucunu doğurabiliyor.[1]

Muhafazakarlık üzerine konuşurken; onu, Fransız Devrimi’nden gelen modern bir ideoloji olarak okumak yerine; olayları yorumlarken kullanılagelen bir tür süzgeç yahut daha genel ifadeyle bir tutum olarak görmek daha mantıklı olacaktır. Milliyetçilik için de geçerli olduğunu düşündüğüm, muhafazakarlık kavramının bu eklektik yapısı, onun, 1789’dan da öncesine dayanan bir geçmişe dayanmasına yol açıyor. Temelde muhafazakarlık, moderniteyi kaçınılmaz bir unsur olarak görüp, ona tepki gösterme eğilimindeki bir hareket olarak okunabilir. Bu bağlamda Fransız Devrimi’ni, muhafazakar düşüncenin belirginleştiği olay olarak görmek de gayet mantıklı gözüküyor. Fakat tam bu noktada; muhafazakarlığı, statükoculukla karıştırma eğilimindeki düşüncelerin varlığı göze çarpıyor. Oysa 1789 örneğinde gördüğümüz gibi muhafazakarlık, dönemin trendi olan ‘Aydınlanma’ya karşı bir duruşu sembolize edebiliyor.turkiyede_muhafazakarlik_h10077 Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt12 Aralık 2013Yorum Yaz

Körfez Raporu III

DIŞ POLİTİK DURUM

Genel

Sultan Kâbus iktidarı devraldıktan sonra öncelikli olarak dış politika alanındaki yalnızlığı aşmak ve diğer devletlerin dostluğunu kazanma politikasını hayata geçirdi. Sultan 9 Ağustos 1970’de oldukça radikal bir karar alarak ülkesinin Maskat ve Umman Sultanlığı olarak kullanılan resmi adını Umman Sultanlığı olarak değiştirdi. Böylelikle hem Umman ve Maskat’ın ayrı birimler olarak kullanılmasını engelleme hem de İmamlık taraftarlarının diplomatik alandaki faaliyetlerine bir darbe vurma yönünde önemli bir adım atmış oldu.

Dış politikayı doğrudan Sultanlığın inisiyatifine alan Sultan Kâbus, Savunma Bakanlığı’nı ise Dofar’daki iç savaş nedeniyle eskisi gibi İngiltere’nin yönetimine bıraktı. Sultan Kâbus daha önce Umman İmamlığı’nı üyeliğe kabul etmiş olan Arap Birliği’ne üyelik başvurusunda bulundu ve yapılan oylamanın ardından 6 Ekim 1991’de Umman Sultanlığı adı altında birliğe üyeliği kabul edildi. Güney Yemen ve İmam Galib bu sürece muhalefet ettiyse de başarılı olamadı. Esasında Arap Birliği’ne üyelik 4 Ekim 1971’de Umman Sultanlığı’nın Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edilmesinden sonra gerçekleşmiştir.

1502117_10202862130300312_242758795_nSultan Kâbus dış politikada temel ilkelerin diğer ülkelerin içişlerine karışmamak, uluslararası hukuka saygı göstermek, tarafsız bir dış politika izlemek ve Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek olarak açıklamıştır. Bu arada Sultan Kâbus Arap ülkeleriyle geçmişten gelen sorunları çözmek için bazı adımlar attı. Özellikle Basra Körfezi’ndeki emirlikler ve Suudi Arabistan’la ilişkileri restore etmeye çalıştı. Ülke tarihinde ilk kez emirliklere ve Suudi Arabistan’a resmi düzeyde çok sayıda ziyaret düzenledi. Umman’ın BM’deki üyelik oylamasında Suudi Arabistan’ın çekimser oy kullanmasına rağmen Suudi hanedanlığıyla ilişkilerini daha da geliştirmenin yollarını aradı. Ülke tarihinde bir ilke imza atarak 60’ın üzerinde ülkeyle diplomatik ilişki kurmayı başardı. Esasında Sultan Kâbus, Umman’ın son 100 yıldır yaşadığı yalnızlığın Umman’daki iç istikrarsızlıkların uluslararası boyutlara taşınmasında önemli bir rol oynadığının farkına varmış ve dış politikada aktif bir rol oynamayı zorunluluk olarak görmüştü. Bu zorunluluktandır ki, Umman çıkarlarına ters düşebilecek bir durumda bile temkinli davranılarak tarafsız bir dış politika izlenmeye çalışılmaktadır. Devamını oku…

3

Fahri Danış10 Aralık 2013Yorum Yaz

“Sağ-Sol” Ya Da İdris Küçükömer II

Sağ-sol kavramlarının bizim siyasi kültürümüzde yer edinmesi ise görece yeni. Fikir hayatımızın ‘uç beylerinden’, sosyalist bir fikir adamının monografisini yazdığı için sağcılıktan, kitapları sağ görüşteki bir yayınevinden çıktığı için solculuktan ‘aforoz edilen’ Cemil Meriç, bu ayrışmayı şöyle yorumluyor:

“Sol-sağ… Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. Toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı. Sol’un halk vicdanında yarattığı tedailer: casusluk, darağaçları, Moskova; sağ’ın, müphem, sevimsiz, sinsi bir iki hayal. Hıristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.”

Meriç’in de ifade ettiği gibi ‘toplumsal yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan’ bu iki yabancıya, kültürel dinamiklerimiz itibariyle, halk tarafından farklı anlamlar yüklenmiştir. Sol kavramı, yıllar boyunca ithamların en korkuncu olarak algılanmış ve çoğu zaman dinsizlik, anarşiklik ile aynı kefeye konmuş. Sağ ise daha samimi, daha bizden bir kavram olarak fikir hayatımızın ‘zaten içerisinde olan’ bir dizi değerler bütünü olarak görülmüş. Devamını oku…

3

Fahri Danış30 Kasım 2013Yorum Yaz

“Sağ-Sol” Ya Da İdris Küçükömer I

“Eğer pek yakınlarındaysan birbirleriyle çekiştiklerini görürsün. Bakarsın; kimi şu partiden, kimi bu partiden. Ama hele biraz uzaklaş, bir tepeye çık: Tozu dumana katan bu süvarilerin topu birden sana bir tek toz bulutu, aynı toz bulutu halinde ayan olacaktır” [1]

İnsanların kavgasının, hakikati aramak amacıyla değil ‘kelimeleri’ bayraklaştırmak uğruna yapıldığı zamanlardayız. Gerçeği bulmak adına hoş hülyalar görmüyoruz artık, birbirimize saldırmak için kelimelerin altını dolduruyoruz istediğimizce. ‘Yığın’ haline getirilmenin en kolay yolu bu zira; kendimize ait olmayan kavramları kuşanıp savaşmak, dilediğimizce ötekileştirmek içimizdekileri. Sağ-sol ayrışmamız da işte böyle bir temel üzerinde can buluyor.

Sağ-sol karşıtlığının tarihi arka planı Fransa’ya dayanıyor. 1789’da, İhtilal sonrası Kurucu Meclis başlıca iki düşünce etrafında kümelenmiş; Monarşi yanlısı kesim Başkan’ın sağ tarafına, yenileşmeyi ve bireysel hakların arttırılmasını savunanlar sol tarafına oturmuşlar. Daha sonra da, status quo’dan memnun olan ve mevcut durumun değiştirilmesine karşı çıkan kesimler her daim sağ cenah içerisinde yer almış. Öyle ya da böyle, mevcut düzen ile anlaşmazlığı olan ve yeni bir şeyler getirmek isteyen her siyasi hareket de sol içerisinde kümelenmiş. O halde, henüz konunun başında kabaca bir tespitte bulunmak gerekirse; zaman içerisinde, status quo’ya karşı sözünü geçiren, başarılı olan her sol hareket ilerde sağa evrilecektir. Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt8 Kasım 2013Yorum Yaz

Körfez Raporu II

UMMAN SULTANLIĞI

İÇ POLİTİK DURUM

Genel

Sultan Kâbus döneminde, siyasal alandaki toplumsal uzlaşıyı güçlendirmek ve halkın rejime olan desteğini artırmak için bazı reformlar gerçekleştirilmiştir. Sultan Kâbus, Umman siyasi sisteminde ve dış politikasında siyasi otoriteyi elinde bulundurmasına karşın ülke yönetiminde geleneksel ve modern kurumların kurulmasına öncelik vermiştir. 1981 yılında savunma ve dış politika alanları hariç, sosyal, ekonomik ve eğitim konularında kendisine danışmanlık yapması amacıyla bir danışma kurulu oluşturmuştur. 1990’da oluşturulan Danışma Konseyi’nde tüm vilayetlerden temsilcilere yer verilmiştir. Danışma Konseyi 1992 tarihinde resmen açılmış ve iç politika konularında Sultan’a aktif danışmanlık yaparak öneriler getirmiştir. 6 Kasım 1996 tarihinde Sultan Kâbus tarafından yayınlanan kararnameyle anayasa niteliğindeki Temel Yasa ilan edilmiş ve Devlet Meclisi ve Şura Meclisi’nden oluşan iki kanatlı meclis ile Umman, hukuksal olarak meşruti monarşiye dönüşmüştür. Devlet Meclisi’nin üyeleri Sultan tarafından atanmakla beraber Şura Meclisi’nin üstünde bir statüye sahiptir. Şura Meclisi’nin üyeleri ise dört yılda bir yapılan seçimle halk tarafından seçilmektedir. Ancak son söz yine Sultan’a aittir. Seçilmiş bir üyenin vekilliğini onaylamamakla birlikte seçilmeyen birini vekil olarak seçebilmektedir. Diğer taraftan Sultan, kadınların siyasi alanda temsil edilmesine önem vermektedir ve Şura Meclisi’ne dört kadın vekil atamıştır. Devamını oku…

1

Umut Kaya26 Eylül 2013Yorum Yaz

İfade Özgürlüğü

Türkiye’de çokça konuşulan bir konu vardır: İfade özgürlüğü. ‘Demokrasinin olmazsa olmaz ‘ klişesi de dillendirilerek etkisi kuvvetlendirilir bu kavramın. Tanımına bakacak olursak ifade özgürlüğü, bir düşünce, bir kanaat, tutum veya duygunun barışçıl yoldan açığa vurulmasının veya dış dünyada ifade edilmesinin serbest olması anlamına gelmektedir. Çoğu aydın,akademisyen, siyasetçi ilke olarak ifade özgürlüğü konusunda ortak bir anlayışa sahip olsalar da ‘özgürlüğün kapsamı ve sınırları’ hakkında görüş ayrılığına düşmüşlerdir.

Giriş paragrafında genel olarak ifade özgürlüğünün tanımı ve demokrasinin olmazsa olmazı konusunda kısaca bir bilgi vermiş olduk. Şimdi de isterseniz ifade özgürlüğünün kullanılma biçimleriyle ilgili birkaç cümle yazmaya çalışalım. Şöyle ki, ifade özgürlüğü dendiği zaman akıllara gelen ilk şey duygu ve düşüncelerin sözlü veya yazılı bir şekilde ortaya konmasıdır. Ancak ifade özgürlüğünü salt bu biçimlerden ibaret görmek, hiç kuşkusuz eksik bir saptama olacaktır. Bunların dışında sanatsal gösterim,kişisel görünüm ve görüntü tercihi,gösteri,yürüyüş,toplantı yapma ve örgütlenme gibi değişik ifade özgürlüğü kullanma biçimleri vardır. Ek olarak saydığımız bu biçimleri örneklendirecek olursak yazarın bir romanı,bir yönetmenin filmi,bir heykeltıraşın heykelini,bir ressamın resmini,grev yapan işçileri ifade özgürlüğünün tanımından da anlaşılacağı üzere dış dünyadaki yansımaları olarak değerlendirebiliriz. Bireyler bu örnekteki fiilleri yaparken serbesttirler ve bu serbestlik liberal-demokratik ülkelerin anayasalarında güvence altına alınmıştır. Bu tarz ülkeler ifade özgürlüğü kavramını güvence altına alarak,bu kavramı kamu otoritelerinin keyfi müdahelelerinden koruma gibi bir misyon yüklenmişlerdir. Bu görevi hakkıyla yerine getirmek, bu tür devletlerin en önemli vazifelerinden birisidir. Devletin böyle bir güvence altına alma gibi bir görevi olduğu için, ifade özgürlüğünün özünde ‘politik’ olduğunu söyleyebiliriz.

ifade_gundem

Devamını oku…

17

Yunus Emre Oğuz25 Eylül 2013Yorum Yaz

“Yumuşak Güç” ve Önleyici Hamle Eksikliği

İçinde bulunduğumuz coğrafya, her an tetikte ve dikkatli olmamızı gerektiren bir yapıya sahip. Bölgesel meselelerde söz sahibi ve küresel bir aktör olmak için çeşitli stratejik temellere dayandırılan Türk Dış Politikası, yaklaşık iki senedir Ortadoğu coğrafyasında elini güçlendirecek hamleler yapamaz hale gelmiştir.

2010′un sonunda başlayan Arap Baharı, bölgesel dinamikleri değiştirmiş ve yeni ittifakların oluşmaya başladığı, farklı güç odaklarının devreye girmeye çalıştığı bir ortamı doğurmuştur. Türkiye ise, komşularla sıfır sorun politikası ile bölgesel barışın sağlanmasına yönelik adımlar atmış, ancak bu politikası -dış faktörler nedeniyle- şimdilik başarılı olamamıştır.

Soft Power    Uluslararası ilişkiler literatüründe Joseph Nye tarafından geliştirilen “soft power (yumuşak güç)” kavramı, Türkiye’nin 2003 sonrası geliştirdiği dış politika anlayışında itici güç konumunda bulunmaktadır. Yumuşak güç, kısaca “askeri güç kullanmadan diğer ülkeler üzerinde etki gücüne sahip olmak” şeklinde tanımlanabilir. Türkiye’nin yumuşak güç stratejisini uygularken kullandığı argümanlar ise tarihsel ve coğrafi derinliği; TİKA, AA, THY, Yunus Emre Enstitüleri, KDK gibi uluslararası kuruluşları,televizyon dizileri ve filmleri ile birlikte kültürel unsurlarının cazibe merkezi haline getirmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Devamını oku…

187

Hasan Tahsin Kaya23 Eylül 2013Yorum Yaz

Uluslararası Tahkim ve ICSD

Uzunca bir aradan sonra şükür kavuşturana…

Bu haftaki yazımızda uluslararası tahkimden bahsetmeye çalışacağım. Son günlerde yaşadığımız olaylarla hemen hemen herkes tarafından duyulmuş olan tahkim müessesesi, hukuki manada bir özel hukuk uyuşmazlığının mahkemeler dışında taraflarca belirlenmiş bir sözleşme(tahkim sözleşmesi) neticesinde hakemlerle çözülmesi yoludur. Tahkim konusu iki alt başlık altında incelenir. Öncelikle yabancılık unsurunun bulunup bulunmaması göz önünde bulundurularak bir ayrıma gidilmiştir. Bu ayrım neticesinde ulusal ve uluslararası tahkim müesseseleri ortaya çıkmıştır. Yazımızın içeriği uluslararası tahkim üzerine yoğunlaşmıştır.

Dünya küçük bir kasaba haline gelirken uluslararası ticari ilişkiler de hızla arttı. Gelişen bu ilişkilerin sağlam zeminler üzerine kurulması yatırımcılar açısından büyük bir önem taşıdığından, son dönemde çokça yatırım koruma sözleşmesi imzalanmıştır. Yatırımcılar ev sahibi ülke mahkemelerinde haklarını almayacaklarından endişe ettikleri için ev sahibi ülkelerle de gerçekleştirdikleri yatırımlara ilişkin ihtilaflar bakımından kural olarak kendi aralarından milletlerarası tahkimi kararlaştırırlar.  Devamını oku…

17

Yunus Emre Oğuz21 Şubat 2013Yorum Yaz

Dış Politika Vizyonuna Uyum Sağlamak

             Değişen bölgesel ve küresel siyasete uyum sağlaması gereken en önemli kurumumuz hiç kuşkusuz Dışişleri Bakanlığı’dır. 10 yılın geride kaldığı AK Parti iktidarı boyunca en çok tartışılan kurumlardan birisi de burası oldu. Bu süre zarfında sırasıyla Yaşar Yakış, Abdullah Gül, Ali Babacan ve son olarak da Ahmet Davutoğlu bu kurumun başına getirildi. Ancak, 2003 yılından itibaren oluşturulan dış politika vizyonunun başındaki isim her zaman Davutoğlu oldu.

                1923-2003 arasındaki dış politika anlayışımız ile 2003 sonrasındaki anlayışımız arasında ciddi bir konsept farklılığı oldu. Sadece Batı eksenli anlayış terk edilerek, çok boyutlu bir anlayış geliştirildi. Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olmadan önce yazmış olduğu “Stratejik Derinlik” isimli çalışmasında Türkiye için gerekli vizyonu ortaya koyarak,pratik için teorik altyapıyı hazırlamıştı.


Devamını oku…

187

Hasan Tahsin Kaya4 Şubat 2013Yorum Yaz

Güncel Bir Mesele Olarak Başkanlık Sistemi

Merhaba Sevgili Okur;

     Yazdığım dizeler aşağıda isimleri verilmiş bir çok kitaptan alınarak harmanlanmış bilgilerdir. Son günlerde özellikle iktidar partisinin gündemde tuttuğu bu husus beni oldukça meraklandırdı ve bu konu üzerine ufak çaplı bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim. Saygıdeğer hocalarımızın kıymetli eserlerinden birtakım alıntılarda yapmak suretiyle sizlere başkanlık sistemini tanıtmak istedim. Bu konuyla ilgili herkesin bir fikrinin olması gerektiği kanaatindeyim. Bu yüzden salt bilgiye yer vermek ve elimden geldiğince kendi düşüncelerimi yazıdan uzak tutmak istedim. Sıkılmadan, bir çırpıda okumanız dileğiyle…

 BAŞKANLIK SİSTEMİ
   
     Bilindiği gibi hükümet şekilleri yasama ile yürütme organı arasındaki yetkilerin paylaşım esasına dayanır. Yargı bu paylaşımın dışında tutulur. Diktatörlük dönemlerinde bile yargı belli ölçüde bağımsız kalabilmiştir.
Belirtelim ki, günümüzde yasama-yürütme arasındaki bir denge dikkate alındığında yürütmenin gittikçe kuvvetlendiği görülecektir. Bunun sonucu olarak da parlamenteralizmin klasik şeklinden gittikçe uzaklaşılmakta parlamenter sistem denilen aklileştirilmiş biçimi uygulanmaktadır. Bunun da yeterli olmadığının görülmesi üzerine Yarı Başkanlık ve Başkanlık hükümeti modellerine gidilmektedir. Bu gelişmelerin tarihi süreci incelendiğinde 1789 Fransız ihtilal inden sonra gelişen ferdiyetçi ve liberal zihniyete göre” her bakımdan toplumun temel unsuru ve esas gayesi ferttir” anlayışının bu modelin şekillenmesinde temel teşkil ettiği görülmektedir. Bu düşünceye göre devletin gayesi, ferdi ve onun haklarını korumaktır; fert ile devlet arasında dernek, sendika ve meslek teşekkülleri vs. sosyal gruplara yer yoktur gibi prensiplere haiz olan Liberal devlet, kısaca ferdin dokunulmazlığını ve güvenliğini, toplumda düzen ve huzuru sağlamakla görevlidir.
Liberal devletin düşünce yapısının eseri olan Başkanlık Sistemi işte bu düşünceler ışığında gelişmiştir. Peki bu sistemin işleyişi nasıldır?

 GENEL HATLARI İLE BAŞKANLIK SİSTEMİ VE BAŞKANIN YETKİLERİ
      Temsili rejimin hükümet şekillerinden biri olan başkanlık hükümeti kuvvetler ayrılığı prensibini sert bir şekilde tatbik eden, kuvvetler birbirine kontrol ettirmekle beraber icra organının üstünlüğünü sağlayan temsili bir hükümet biçimidir.
Bu ihtiyaç Başkanlık Rejimi ile gerçekleştirilebilmiştir. Peki o zaman nedir Başkanlık Hükümeti?
Bu tanımlamadan hareket ederek, Başkanlık Hükümetinin temel niteliklerini ve gerçekleştirme vasıtalarını belirlemeye çalışırsak;

 a-) Yasama ve Yürütme Organları Arasında Sert Bir Kuvvet Ayrılığı
Yürütme ve Yasama organlarına birbirlerinin taşkınlık eğilimlerini önleyecek yetkiler verilmiştir. Kuvvetler parlamenter sistemin aksine yumuşak olarak değil, sert bir şekilde ayrılmıştır. Birbirinin yetki sahası sert bir şekilde belirlenmiş, yasama organının yürütme organını düşüremediği gibi yürütme organının da yasama organını fesih yetkisi yoktur. Buna karşılık kuvvetler arasında kurulan kontrol sayesinde organların mevcudiyetleri tehlikeye girmemektedir. Başkanlık sisteminde her ne kadar kuvvetler sert olarak ayrılmış ise de bu ifrata kaçan yani çok aşırı nitelikte bir sertlik değildir. Parlamenter sistemin yumuşaklığına oranla bir sertlik olduğunu kabul etmek gerekir.

b-) Yürütme Organının Etkinliği
İcra organını tek başına Başkan temsil eder. Başkan alelade bir Cumhurbaşkanı değildir. Eski hükümdarların haşmetini hatırlatacak ve modern diktatörlükleri imrendirecek kadar yüksek otorite ve manevi nüfuz sahibidir. Başkan bu nüfuzunu psikolojik ve hukuki olmak üzere iki kaynaktan alır.
Psikolojik kaynak; seçim sistemidir. Başkanlık rejiminde başkan halk tarafından seçilmektedir. Bu bakımdan parlamentoya karşı bir nevi minnet borcu altında ezilen boynu bükük bir devlet reisi değildir. Zira kendisini bu makama parlamento seçmiştir.
Başkan, parlamentonun alelade bir politika adamı değil kuvvetli bir partinin en ileride gelen lideri, şahsi bir görüş ve politikaya sahip, halkın güvenini kazanmış bir şahsiyettir.
Hukuki kaynağı; Başkanın yüksek otoritesinin hukuki kaynağı, Amerikan Anayasası ve kanunun ruh ve manası dairesinde yerleşen devlet teamülüdür. Başkan sadece merasimlerde resmi geçitlerde selamlanan ve ziyaret sofralarında nutuk atan devlet reislerinden değildir. Amerikan anayasası lüksten ibaret bir devlet reisi istememiştir. İngiltere de öğrendikleri “Kral hükmetmez saltanat sürer” kuralını tersine çevirerek “Kral hükmeder, saltanat sürmez” şekline getirmişlerdir.   

      Başkan Anayasaya göre yalnız federal devlet reisi ve birlik remzi değildir. Aynı zamanda bir başkandır. Gerçi başkanın yanında bazı bakanlar vardır. Fakat onlar Başkanın sekreteri durumundadırlar. Bunların kendi başlarına hiçbir teşebbüs ve karar yetkileri yoktur. Her biri başkanın emrinde ve onun şahsına bağlıdır. Başkan sekreterleri hiçbir kayda bağlı olmadan dilediği zaman azleder. Bakanların tayininde Anayasaya göre Senatonun muvafakatini almak lazım ise de uygulamada Senato, Başkanı serbest bırakmakta, şahsi politikasına yarayacak elemanları seçmesine bir engel çıkartmamaktadır.
Bakanların kongreye karşı siyasi sorumlulukları yoktur. Yani bunları kongre düşüremez. Bakanlar yalnız Başkana karşı sorumludurlar. Bakanlar, başkanın sadece memurlarıdır. Bunlar başkanın danışma organı ve icra vasıtası durumundadırlar. Asla bir kabine teşkil etmezler. Hükümetin politikasını çizmek ise yalnız başkana aittir.
     Başkan bir konuyu görüşmek isterse, bakanları çağırır onların görüşlerini sorar fakat onlara uymayabilir. Hepsi aksi kanaatte olsa bile tek başına kendi istediğini yapar. Vekillerin fikirlerini kabul etmek zorunda değildir. Kendi reyini tatbik eder.
Birleşik Devletlerin bütün adli idari, siyasi ve askeri yüksek amirlerini tayin etmek ve bunlardan yalnız mahkeme üyeleri müstesna diğerlerinin azli de Başkana aittir. Gerçi bu konuda Senatonun muvafakati lazımsa da, uygulamada Senato, Başkanın tayin ve azil kararlarına müdahale etmemektedir.
Federal Devletin askeri kuvvetleri Başkanın emrindedir. Başkan Amerikan ordusunun başkumandanıdır. Askeri ve siyasi hiçbir karar başkan istemezse alınamaz. Generalleri ve ordu kumandanlarını başkan dilediği gibi tayin veya azleder.Bütün askeri erkan ona karşı sorumludur.

      Gerçi Başkan, kendi başına savaş ilan edemez; bunun için kongrenin muvafakati şarttır. Fakat bir defa harp ilan edilince, Başkan fevkalade yetkiler elde etmekte, Başkumandan sıfatı ile harbin sevk ve idaresi ona ait olmaktadır. Sulh ve harpte ülkenin dış siyasetinin ve diplomatik münasebetlerini idare etmek; sulh anlaşması yapmak Başkana aittir.
      İlave etmek gerekir ki, saydığım bu yetkilerden başka Amerikan başkanı diğer memleketlerdeki devlet başkanlarının sahip olduğu, mesela suçluların affetmek, cezaları hafifletmek gibi yetkilere de sahiptir.
İşte devlet başkanının bu yetkileri nedeniyle yani yürütme organının yasama organı karşısındaki bu üstün yetkilerinden dolayı bu rejime “Başkanlık Hükümeti Rejimi” denilmektedir.
   
    Başkanın bu yetkileri karşısında yasama organının bağımsızlığı da teminat altına alınmıştır. Zira kuvvetli bir durumda olan icra organı karşısında yasama organının bazı yetkiler verilmezse o zaman kolaylıkla icranın otoritesi ve tesiri altına girmiş olur. Bu bakımdan, Başkanın kanun teklif etme yetkisi olmadığı gibi devlet bütçesini hazırlamak yetkisi de yoktur. Hükümet ve idare faaliyetlerine istikamet vermek bakımından Kongre’nin haiz olduğu en mühim kuvvet bütçeye olan bu hakimiyettir. Gerçi Hazine Bakanı, devletin ihtiyaçları hakkında kongreye rapor verir; fakat bu bütçe teklifi manasına gelmez.
Başkanın bunca yetkilerini sınırlayan faktörlere gelince; Başkan kamuoyunun baskısı altındadır; Başkan kendisini tutan ve başarısını alkışlayan bir efkâr kütlesinin kuvvetine dayanmadığı gibi tutmayan ve her hareketini acı acı tenkit eden diğer bir kütlenin de amansız hücumları karşısındadır. Gerçekten, Başkanın içinde oturduğu beyaz saray adeta camdan bir köşktür ve o bu köşkün içinde her taraftan kendisine atılan irili ufaklı taşların tehdidi altındadır. Amerika da başkanları hırsızlık, dinsizlik, sahtekârlıkla, itham etmek haklarında savrulan küfürlerin en hafiflerindendir. Başkan bütün bu muameleleri zoraki bir gülümsemeyle karşılamak durumundadır.

      Başkan anayasanın sınırları içinde kalmaya mahkûmdur. Başkanın yetkileri geniş olmakla beraber, Anayasa sınırlamış ve vazifelerini açıkça göstermiştir. Amerika’da hiçbir kuvvet hiçbir sebep ve bahane ile Anayasa üzerine perde çekip saltanat süremez. Zira halkı kültürlüdür ve Anayasasına sahip çıkar.
Amerikan Anayasası Başkana, icra ve idare sahasında geniş yetkiler tanımıştır ve onu bu sahada tabiri caizse adeta demokratik bir hükümdar mevkine çıkarmıştır. Fakat ona kanun yapma yetkisi vermemiştir. Ve bu suretle onu aslan postuna bürümüş bir kuzu haline koymuştur. İşte Amerikan Anayasası gerek başkana gerekse kongreye bazı yetkiler vererek böyle bir ihtilafı önlemeden ziyade çıkmasına engel olmak istemiştir.



Başkanın Kongreye karşı yetkileri:
-Başkan kongreye rapor verir ve mesaj gönderir.
-Başkanın veto hakkı vardır.
-Olağanüstü hallerde meclisleri toplantıya çağırır.
Kongrenin Başkana karşı yetkileri:
-Kanun çıkarmak yetkisi yalnız Kongreye aittir.
-Kongre başkanı suçlandırıp mahkum edebilir.
– Kongre icra ve idare işleri hakkında tahkikat açar.
– Kongre bütçeye hakimdir.
-Senato Amerikanın dış siyasetinde son karar mercidir.
– Başkaca yapılan tayinlerin tasdiki kongreye aittir.

      Bu sistemde asıl kuvvet ne Başkanındır, ne de kongrenin; güç Kanun demek olan Anayasanındır. Başkan Kongreyle iyi geçinmeye fiilen (hukuken demiyorum) mecburdur. Aksi takdirde başkanın yüksek kudreti yağmur altındaki tuz gibi eriyecektir.
Kaynakça;
Nur Uluşahin; Anayasal bir tercih olarak BAŞKANLIK SİSTEMİ
Burhan Kuzu; Türkiye için BAŞKANLIK SİSTEMİ
Ferman Demirkol; Anayasa Hukuku Genel Esaslar
Ali Fuat Başgil; Esas Teşkilat Hukuku, Türkiye Siyasi Rejimi ve Anayasa Prensipleri
Orhan Aldıkaçtı; Modern Demokrasilerde ve Türkiyede Devlet Başkanlığı, (Doçentlik tezi)

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services