Tarih

17

Yunus Emre Oğuz19 Şubat 2014Yorum Yaz

Arap İsyanı ve İngiltere

             Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılları isyanların, savaşların ve ayrılıkların yaşandığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde yaşanan ve belli zaman aralıklarıyla sürekli tartışma konusu haline gelen konulardan biri de  Birinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Arap isyanıdır. Bu olayı anlatmaya çalışırken kullanacağım temel kaynak ise Abdullah bin Hüseyin’in (Şerif Hüseyin’in oğlu) yazmış bulunduğu “Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik ? ” isimli hatırat kitabıdır.

            Bugünkü Ortadoğu coğrafyasının şekillenmesinin Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı’nın parçalanmasıyla oluştuğu hepimizin malumudur. Bugün komşumuz olan Irak, Suriye savaş öncesinde Osmanlı toprakları içerisindeydi. Filistin ve Yemen de bu topraklara dahildi. Osmanlı, savaş boyunca bu toprakları korumak için açılan cephelerde sonuna kadar savaştı. Savaş sonrasında ortaya çıkan tabloyu hepimiz biliyoruz. Savaş sırasında yaşanan ve bugün hâlâ dillerde dolaşan “Araplar bizi arkadan vurdu.” sözünün nereye dayandığını anlatmaya çalışacağım.

             2014-02-15 22.59.58Kral Abdullah, kitabının giriş sayfalarında “tarihten bir ibret sayfası” ismiyle bazı anekdotlar anlatıyor. Diyor ki, ” Arapların en büyük hastalığı, rahatına düşkünlükleri ve yöneticilerine itaatsizlik edip ayaklanmalarıdır. Bunun en büyük göstergesi Hz.Osman dönemindeki isyandır.” Sayfanın alt kısmında da Sultan Abdülaziz tahttan indirildikten sonra Mithat Paşa tarafından cumhuriyet ilan edileceğini ve Mekke Emiri Şerif Abdülmuttalip bin Galip’in de halife ilan edileceğini söylüyor. Ancak, bu planın Sultan Abdülhamid tarafından bozulduğunu anlatıyor. Son olarak da Arapların bugünkü durumunun darmadağın olduğunu ve her kafadan bir ses çıktığı için çok şeylerin kaybedildiğini ifade ediyor.[1]

            Yukarıdaki bu sözler Kral Abdullah’ın kendi ifadeleri, bir nevi itiraf denebilir. O dönem babasının yanında, olayların bizzat şahidi olarak bulunan birinin bu sözleri söylemesi oldukça önemli olsa gerek. Devamını oku…

7

Alparslan Demir27 Aralık 2013Yorum Yaz

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti

yugoslavija kopya

Yugoslavya Haritası ve Bayrağı 1943-1991

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, 1943′te yıkılan Yugoslavya Krallığı’nın 1963′te alınan kararla değişen son ismi. Doğu Avrupa’nın en büyük devleti olarak 50 sene yaşamış; 90′ların başında başlayan iç savaşlarla bugün Bosna – Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Karadağ ve Kosova devletleri kurulmuştur.

Yugoslavya, Güney Slav Dilleri’nde ¨Jugoslavija¨ olarak yazılır. Türkçeye ¨Güney Slavistan¨ yahut ¨Güney-Slavlar Ülkesi¨ olarak çevirmek mümkündür. Yugoslavya’da Boşnak, Sırp, Hırvat, Sloven, Makedon, Karadağlı Güney Slav milletleri dışında Türkler, Arnavutlar, Macarlar ve Rumenler de yaşamaktaydı. Ancak devletin baskı politikasınca Türkler, Boşnaklar ve Arnavutlar hiçbir zaman Yugoslavya’ya ait olamamışlardı. Yugoslavya, yalnızca beş entiteyi kabul ediyordu: Sırplar, Hırvatlar, Karadağlılar, Makedonlar ve Slovenler. Devamını oku…

8

Burak Sünel20 Kasım 2013Yorum Yaz

İslâm Birliği Rüya mı Hayal mi?

“Hayal içinde olmak ferdî endişelerin bulantısı şeklinde tezâhür eder. Rüya ise inancın kaynaklarına dayanmak sûretiyle bir berraklık hâlidir”  

İsmet Özel

Bu yazımın başlığı dikkat çekmek içindi. İsmet Özel’in mubârek başucu kitabı “Üç Mesele”yi okuduğumda benim de orada dikkatimi çeken bir ayrımdı: Rüya ve Hayal. “İslâm Birliği” rüyamız mıdır hayalimiz midir, mesele burada başlamaktadır.

İslâm birliğinden önce “İslâm Kardeşliği”ne değinmek gerekecek.

Devamını oku…

28

Genç Çınar10 Kasım 2013Yorum Yaz

Anma

Türk Tarihi’nin çeşitli dönemleri sıkıntılarla ve bağımsız bir devlet olarak hayatta kalma mücadelesi ile geçmiştir. Nice liderler,nice komutanlar ve devlet adamları isimlerini tarihe altın harflerle yazdırmışlardır. Doğrusuyla yanlışıyla bu milletin bağımsızlığı için hayatlarını ortaya koymuşlardır ve gelecek nesiller tarafından hayırla ve rahmetle anılırlar.

Bugün de, yetmiş beş yıl önce o günlerden biri olarak kayda geçti. Devamını oku…

8

Burak Sünel3 Kasım 2013Yorum Yaz

Hicretin Sürekliliği ve Türk Muhacirler

4 Kasım 2013 günü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’den Medine’ye hicretinin 1435. sene-i devriyesini idrâk etmiş oluyoruz inşaallah: 1 Muharrem 1435.

Hicret vak’a mıdır, olgu mudur? Müslümanlar olarak hicreti ve hicret ruhunu algılayabiliyor muyuz? Hicret sadece Peygamber Efendimizin bir yerden bir yere gitmesi midir? Başka hicret olmamış mıdır? Sanıyorum kafa yormamız gerek bir husustur.

Abdullah lbn-u Sa’dî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına bir heyet olarak geldik. Ben: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğini zanneden bir kavim bıraktım’ dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: ‘Küffârla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir’ buyurdu.” Devamını oku…

4

Bahadır Kızak28 Ekim 20131 Comment

Dreyfus’a İnen “Balyoz”

Alfred Dreyfus, Doğu Fransa’da yer alan Mulhouse’da dünyaya geldi. Anne ve babası Yahudi olan Dreyfus, Ecole Polytechnique Üniversitesi’nden mezun oldu. Fransız ordusunda sıradan bir yüzbaşı olarak yer alan Dreyfus’un kaderi 1894 yılında değişti ve Dreyfus bir anda ülke gündemine oturdu.

Tarihe Dreyfus Olayı olarak geçen olaylar zinciri Paris’teki Alman elçiliğinde Fransız Gizli Servisi adına çalışan bir hizmetçinin çöp sepetinde Alman askeri ateşesi Binbaşı Max von Schwartzkoppen’e Fransa’ya ait bazı bilgilerin verilmesi vaadinde bulunan bir mektup bulmasıyla başladı.

Yapılan incelemelerde tüm şüpheler Yüzbaşı Alfred Dreyfus üzerinde toplandı. Çünkü Dreyfus’un el yazısı mektuptaki yazılarla benzerlik taşıyordu. Aynı zamanda Fransa’da yükselen bir Yahudi düşmanlığı vardı ve Dreyfus da bir Yahudiydi. Devamını oku…

8

Burak Sünel21 Ekim 2013Yorum Yaz

Selâtin Camiilerine Sahip Çıkmak

Bu yazıyı özellikle son yıllarda selâtin camiilerine karşı yürütülen saygınlık azaltıcı, müslümanları tahrik edici propagandalara karşı kendimce bir savunma olması amacıyla yayınlıyorum.

“Selâtin” (سلاطين), sultan (سلطان) kelimesinin çoğuludur. Yani sultanlar anlamına gelmektedir. “Selatin Camileri” ise Osmanlı sultanlarının inşaa ettirdikleri camilerin genel ismidir.

Bu camilere karşı başta İhsan Eliaçık gibi marjinal görünüp ilgi çekmeye çalışan kişilerce vicdansızca ve hatta cahilce yönlendirmeler yapılıyor.. Neymiş? Bu camiler kibrin ürünüymüş, bu kadar harcamalarla halkın hakkı gaspedilmiş, neden hünkar mahfili varmış, cuma kılınmazmış. Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt11 Ekim 2013Yorum Yaz

Körfez Raporu

Sanayi devrimiyle birlikte manifaktürel üretimin yerini fabrikasyon üretime bırakması yeni ham madde ve pazar arayışlarını hızlandırmıştı. Bu da sömürgecilik yarışının hız kazanması ve gelişmemiş ülkelerin potansiyel sömürge alanı olarak görülmesini sağlamıştı.

Bütün bu gelişmelere paralel olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme ve çöküş dönemlerini yaşaması, Osmanlı coğrafyası üzerinde, emperyal devletlerin iştahını kabartmış ve bugün Ortadoğu diye tabir ettiğimiz coğrafyanın suyu ısıtılmaya başlamıştır. Petrolün keşfi ile de bu coğrafya tamamen odak noktası haline gelmiştir.

Son bir asırda Ortadoğu coğrafyasında o kadar çok gelişme yaşandı ki, bu gelişmelerin tetikleyici ve destekleyici unsurlarından en büyüğü kuşkusuz bölgenin petrol faktörü olmuştur. Buna rağmen Ortadoğu ancak Arap Baharı diye nitelendirilen süreçle birlikte Türkiye’de daha çok ilgi çekmeye başlamıştır. Öncesinde İran, Irak ve kısmen Suriye ve İsrail gibi ülkelerle ve olayların olduğu zaman dilimleriyle sınırlı kalmıştır Türk kamuoyunun Ortadoğu’ya ilgisi. Tüm bunların yanında ilgimizin arttığı bu dönemde bile Körfez ülkeleri faktörü genellikle göz ardı edilmektedir. Devamını oku…

17

Yunus Emre Oğuz9 Ekim 20132 Yorum

Tarih Okuması

Günlük hayatımızda sürekli tarihten -genellikle kendi tarihimizden- örnekler veririz, hikayeler anlatırız ve içinde bulunduğumuz durumlarla ilişkilendirmeye çalışırız. Hayatın doğal akışında normal karşılanabilecek tarihle ilişki kurma durumu, siyaset arenasına yansıdığında hoş olmayan sözler ve davranışlarla karşımıza çıkıyor. İster istemez sinirleniyoruz, bozuluyoruz, üzülüyoruz.

Tarih ve güncel siyaset arasında ilişki kurmak geçmişten bu yana devam etmektedir. Kurulan bu ilişkilerin ne derece sağlıklı olduğu tartışılsa da, çoğu zaman tarihimizin, gündemimizin baş köşesinde bulunduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Buna sebep olarak da güncel siyasetin yönlendiricisi olan siyasi partiler ve partiler adına konuşan kimseleri gösterebiliriz. Devamını oku…

31

Sefa Yılmazel29 Eylül 2013Yorum Yaz

Bir CIA Klasiği: Ajax Operasyonu

ciaaas

Operation Ajax, yani Ajax Operasyonu bundan 60 yıl önce Birleşik Krallık ve Amerika tarafından planlanan, Cia tarafından yürütülen ve organize edilen operasyondur. İran’ın demokratik ve milliyetçi lideri Muhammed Musaddık’ı devirmek ve Şah Pehlevi’ye eski gücünü kazandırmak amacıyla düzenlenen darbeyi incelerken, ‘demokrat’ Batı’nın ikiyüzlülüğünü ve günümüzdeki politikalarının çok da yeni olmadığını hatırlamak niyetindeyim.

Öncelikle kısaca, Musaddık’tan bahsedecek olursak;
Musaddık, İran’ın karışık olduğu bir dönemde yaşadı. İran tarihinin önemli olaylarından biri olan Tütün İsyanı gerçekleştiğinde sekiz yaşındaydı. Babası devlet memuruydu, diğer aile üyeleri de İran’ın anayasal hareketlerinde yer almış, İran’da tanınan kişilerdi. İlk meclis için yapılan 1906 seçimlerinde İsfahan’dan adaylığını koydu, seçilmesine rağmen yaş sınırına takıldı ve meclise gidemedi. Meclise giremediği halde, bu hamle onun politikaya adımı oldu. Eğitim için o zamanlar İranlıların gözdesi olan Paris’i seçmişti. Burada Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Fakat eğitimini, ömrünün sonuna kadar net olarak teşhis edilemeyen hastalıklar yüzünden tamamlayamadı ve İran’a geri döndü. Ülkesinde dinlenip, iyileştikten sonra karısı ve üç çocuğu ile birlikte İsviçre’nin Neuchatel kasabasına geldi. İsviçre’de hukuk doktorasını tamamlayıp, karmaşık bir halde olan ülkesine tekrardan geri döndü. 1914’te Fars’a vali olarak atandı. Rıza Han’ın 1921 yılında Kaçar Hanedanı’na yaptığı darbe sonucunda amcası Ferman Ferma’nın da desteği ile yönetimde söz sahibi oldu. İlk olarak maliye bakanlığı, daha sonra kısa bir süreliğine dışişleri bakanlığı görevlerini üstlendi. 1923 yılında Ulusal Meclis’e seçildi. Rıza Han’ın 1925′te kendisini şah ilan etmesine karşı çıkması ile bütün görevlerinden uzaklaştırıldı. Kendince şerefli bir amaç uğruna yenilmeyi kabul edip, Neuchatel’e geri döndü. Mussaddık’ın politikaya dönmesi için tarihin 1941’e kadar ilerlemesi gerekliydi. Rıza Han’ın oğlu lehine tahttan çekilmek zorunda kalışı, Mussadık’ın politikaya dönüş biletiydi. Devamını oku…

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services