Türkiye

28

Genç Çınar7 Mart 2014Yorum Yaz

Osmanlı’da Devletin Bekâsı Anlayışı

Sosyal medya artık öyle bir unsur haline geldi ki çoğumuz gündemi bu kanallar üzerinden takip eder olduk. Kendimizle ilgili paylaşımlar yapmanın dışında toplumsal, siyasal, kültürel birçok aktivitelerin de paylaşımını, takibini yaptığımız yegane kaynak da diyebiliriz sosyal medya için.

Geçtiğimiz haftalarda özellikle sosyal medya üzerinde yapılan paylaşımlarda dikkatimi çeken bir konu üzerine görüşlerimi paylaşmak istiyorum bu yazımda.

Televizyon dizilerinden biri olan ve Kanuni Sultan Süleyman dönemini anlatan ”Muhteşem Yüzyıl” adlı dizinin bir bölümünde, Kanuni Sultan Süleyman, oğlu Şehzade Mustafa’nın ölüm fermanını verdi. Bu olaydan sonra sosyal medyada adeta bir patlama yaşandı. Kimi Kanuni Sultan Süleyman’a nefret kustu, kimi Şehzade Mustafa için gözyaşı döktü, kimi Osmanlı İmparatorluğu’nun ne kadar korkunç bir imparatorluk olduğunu düşündü. Dizinin yayınlanmasının ertesi günü ise Bursa’da bulunan Şehzade Mustafa Türbesi’ne adeta ziyaretçi akınının yaşandığı belirtildi. Devamını oku…

3

Fahri Danış25 Şubat 2014Yorum Yaz

Muhafazakar Demokrasi ve Türkiye Örneği

Modernitenin içerisinde (bizzat onun katkılarıyla) şekillenen günümüz siyasal hareketleri, birçok ideolojik, siyasi ve kültürel kavramın kesişimi sonucunda oluşmakta. Bu durumun oluşmasında gittikçe globalleşen dünyanın payını vermemiz gerekir fakat, farklı politik kültürler içerisindeki argümanların, değişen koşullara uyum sağlama refleksi göstermesi, bu durumun asıl sebebini oluşturuyor. Örneğin; ‘muhafazakar demokrasi’ gibi bir kavramın kullanılması, çok değerli bir hocamızın da belirttiği gibi; “..demokrasinin önüne sıfat getirmek suretiyle demokrasinin sıfatın hizmetine koşulması.” sonucunu doğurabiliyor.[1]

Muhafazakarlık üzerine konuşurken; onu, Fransız Devrimi’nden gelen modern bir ideoloji olarak okumak yerine; olayları yorumlarken kullanılagelen bir tür süzgeç yahut daha genel ifadeyle bir tutum olarak görmek daha mantıklı olacaktır. Milliyetçilik için de geçerli olduğunu düşündüğüm, muhafazakarlık kavramının bu eklektik yapısı, onun, 1789’dan da öncesine dayanan bir geçmişe dayanmasına yol açıyor. Temelde muhafazakarlık, moderniteyi kaçınılmaz bir unsur olarak görüp, ona tepki gösterme eğilimindeki bir hareket olarak okunabilir. Bu bağlamda Fransız Devrimi’ni, muhafazakar düşüncenin belirginleştiği olay olarak görmek de gayet mantıklı gözüküyor. Fakat tam bu noktada; muhafazakarlığı, statükoculukla karıştırma eğilimindeki düşüncelerin varlığı göze çarpıyor. Oysa 1789 örneğinde gördüğümüz gibi muhafazakarlık, dönemin trendi olan ‘Aydınlanma’ya karşı bir duruşu sembolize edebiliyor.turkiyede_muhafazakarlik_h10077 Devamını oku…

17

Yunus Emre Oğuz19 Şubat 2014Yorum Yaz

Arap İsyanı ve İngiltere

             Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılları isyanların, savaşların ve ayrılıkların yaşandığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde yaşanan ve belli zaman aralıklarıyla sürekli tartışma konusu haline gelen konulardan biri de  Birinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Arap isyanıdır. Bu olayı anlatmaya çalışırken kullanacağım temel kaynak ise Abdullah bin Hüseyin’in (Şerif Hüseyin’in oğlu) yazmış bulunduğu “Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik ? ” isimli hatırat kitabıdır.

            Bugünkü Ortadoğu coğrafyasının şekillenmesinin Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı’nın parçalanmasıyla oluştuğu hepimizin malumudur. Bugün komşumuz olan Irak, Suriye savaş öncesinde Osmanlı toprakları içerisindeydi. Filistin ve Yemen de bu topraklara dahildi. Osmanlı, savaş boyunca bu toprakları korumak için açılan cephelerde sonuna kadar savaştı. Savaş sonrasında ortaya çıkan tabloyu hepimiz biliyoruz. Savaş sırasında yaşanan ve bugün hâlâ dillerde dolaşan “Araplar bizi arkadan vurdu.” sözünün nereye dayandığını anlatmaya çalışacağım.

             2014-02-15 22.59.58Kral Abdullah, kitabının giriş sayfalarında “tarihten bir ibret sayfası” ismiyle bazı anekdotlar anlatıyor. Diyor ki, ” Arapların en büyük hastalığı, rahatına düşkünlükleri ve yöneticilerine itaatsizlik edip ayaklanmalarıdır. Bunun en büyük göstergesi Hz.Osman dönemindeki isyandır.” Sayfanın alt kısmında da Sultan Abdülaziz tahttan indirildikten sonra Mithat Paşa tarafından cumhuriyet ilan edileceğini ve Mekke Emiri Şerif Abdülmuttalip bin Galip’in de halife ilan edileceğini söylüyor. Ancak, bu planın Sultan Abdülhamid tarafından bozulduğunu anlatıyor. Son olarak da Arapların bugünkü durumunun darmadağın olduğunu ve her kafadan bir ses çıktığı için çok şeylerin kaybedildiğini ifade ediyor.[1]

            Yukarıdaki bu sözler Kral Abdullah’ın kendi ifadeleri, bir nevi itiraf denebilir. O dönem babasının yanında, olayların bizzat şahidi olarak bulunan birinin bu sözleri söylemesi oldukça önemli olsa gerek. Devamını oku…

31

Sefa Yılmazel17 Şubat 2014Yorum Yaz

Alo Fatih: Milli İrade Hırsızlığı

Geçtiğimiz hafatalarda ‘Alo Fatih’ başlığıyla yayınlanan ses kayıtları Başbakanın ‘otoriterliğinin’ onay belgesi oldu adeta. Ses kayıtlarında, Başbakanın Fatih Saraç aracılığıyla Habertürk üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğu, bu baskı ile medyayı nasıl kontrol ettiği ayan beyan ortaya çıktı. Bahsi geçen kayıtlarda Milliyetçi Hareket Partisi’nin açıklamaları engelleniyor, hatta basit bir anket sonucu bile manipüle ediliyor. Aynı kayıtların devamında ise Saraç, Bakan Yıldız’a ‘Uludere’yi nasıl görmediklerinden’ bahsediyor. Son yayınlanan kayıtta ise Sağlık Bakanlığı hakkında yapılan bir haberden rahatsız olan Başbakanın Saraç’a nasıl fırça attığına, olayların nasıl kotarıldığına ve ekmek teknesinden kovulan medya çalışanlarının dramına şahit oluyoruz.

Ses kayıtlarının sonuçlarından, sonrasından bahsedecek olursak; öncelikle kayıtların baş aktöründen, Milliyetçi Hareket Partisi’nden başlamak gerek.alofatih

Devamını oku…

4

Bahadır Kızak7 Şubat 2014Yorum Yaz

Modern Diktatörlük

“ On yurttaştan dokuzu benden nefret mi ediyor ? Eğer tek silahlı olan onuncuysa, ne önemi var ? “ İlk modern diktatörlüğün kurucusu Oliver Cromwell’a ait bu söz, modern diktatörlük kavramının yapı taşlarından biri.

Oliver Cromwell, soylu bir aileye mensup iyi eğitimli bir gençti. Protestanlığın püriten mezhebine bağlı koyu dindar bir anlayışla yetişti. Gençliği döneminde mezhebi nedeniyle baskı gören Cromwell Amerika’ya göç etmeyi düşünse de hükümetin yasaklamaları sonucu İngiltere’de kaldı. O yıllarda dinde değişimi savunan birçok püriten Amerika’da, sonraları Massachusetts olan kolonileri kurdu.

1628’de parlamentoya mebus olarak seçilen Cromwell, etkili konuşmaları ve çıkışlarıyla kısa sürede tanındı; fakat parlamento kral tarafından feshedildi. Devamını oku…

8

Burak Sünel28 Ocak 2014Yorum Yaz

Yutturulan Kavramlar – 1 : Ataerkillik

Modernizmin toplumumuza bulaştırdığı “fast-food” belasının sağlık açısından riskli, kültürel açıdan bozguncu olduğuna bir şüphe yok. Zararın esas nedeni hızlıca tüketilmeye uygun hâle gelmesi için birçok yapay işlem uygulanması. Hızlı yaşama ayak uydurabilmek hızlıca beslenmeyi de gerektiyor. İnsanlar tükettiği yiyeceklerin nasıl üretildiğini, neler ihtiva ettiğini ya da lezzetini umursamıyorlar.

“Fast-food”a benzer şekilde zihnimizin beslenmesi ya da yapılanması da çarpık durumda. Düşünceleri de hazır bir şekilde alıyor; nereden/kimden gelmiş, nasılmış umursamadan benimsiyoruz. İnsan düşünmekten bile âciz kılınmış, bu belki de hepsinden tehlikeli. İşte böylece “yutturulan kavramlar” yazı dizime başlıyor oluyorum.

Ataerkillik, özellikle kadına şiddet içerikli haberlerin arttırılması ile sıkça duymaya başladığımız bir kavram. Bilen de bilmeyen de sanki derin bir analiz yapmış gibi yapıştırıyor: “Efendim şimdiiii ataerkil bir toplum olduğumuzdan…” İşin komik yanı ise, bunları söyleyenlerin ataerkil olmayan bir toplumu ne geçmişte ne de şimdi gösteremeyecek olmalarıdır. ”Ataerkil” kavramının nasıl doğduğu ve toplumsal etkileri ile alakalı düşüncelerden de bî haberler elbette. Çoğu yeni kavram gibi ataerkillik de edilebileceği gibi ağırlıklı olarak 20.YY’da feminist akımın elinde büyüdü. Tanımlamaya çalışıldığında “erkek otoritesine/erkek hâkimiyetine/erkek egemenliğine dayalı toplumsal yapı” şeklinde genel ve sorunlu ifadelere ulaşıyoruz. Temelinde ilgili kuramcıların da üzerinde anlaşamadığı, “anaerkillik” gibi karşıt görüşlerinin bile olduğu bu kavram ise toplumumuza hemen yutturuldu. Batı felsefesi, diyalektik olarak süregider ancak sorun, bizim buna karşı sorgulamadan teslimiyetimizdir. Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt21 Ocak 2014Yorum Yaz

Türkiye Üzerinden Erbil-Bağdat Petrol Anlaşmazlığı

2013’ün 25 Aralık’ında Irak’ın merkezi hükümetiyle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi hükümeti arasında petrol ihracatına ilişkin bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile yıllardır iki hükümet arasında yaşanan petrolun çıkarılması ve ihracına ilişkin konular masaya yatırıldı ve çıkarılan petrolün Türkiye üzerinden dünyaya ihracı görüşüldü. Bu görüşmeden sonra Kuzey Irak’ın günde 250.000 varil petrol ihraç edebileceğini ve gelirlerin merkezi hazineye aktarılması gerektiği kararı alındı. Ancak geçtiğimiz günlerde Kuzey Irak hükümetinin Türkiye’ye ham petrol gönderdiğinin duyurulması üzerine Irak merkezi hükümeti tepki göstermiş, Türkiye’nin Bağdat maslahatgüzarını çağırmıştı.

Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin yardımcısı ve enerjiden sorumlu en üst düzey yetkili olan Hüseyin el-Şehristani, Türkiye’nin Bağdat maslahatgüzarıyla yaptığı toplantının ardından yaptığı açıklamada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsız olarak petrol satmasının “anayasa ihlali” olduğunu vurgulayarak, “Irak hükümeti, onayı olmadan uluslararası sınırlarından petrol ihracatı yapılmasını ihlal olarak görmektedir” açıklamasında bulundu. Bakan ayrıca Türk yetkililerin Irak Enerji Bakanlığından gelen görevlilere Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden ne kadar petrol teslimatı yapıldığını göstermediğini iddia etti. Şehristani, “Irak hükümeti yasal olarak Türkiye’yi bu konuda sorumlu tutmaktadır; meydana gelen zararları talep etmeye hakkı vardır” dedi.

1600109_10203175358130812_75056733_n Devamını oku…

7

Alparslan Demir27 Aralık 2013Yorum Yaz

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti

yugoslavija kopya

Yugoslavya Haritası ve Bayrağı 1943-1991

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, 1943′te yıkılan Yugoslavya Krallığı’nın 1963′te alınan kararla değişen son ismi. Doğu Avrupa’nın en büyük devleti olarak 50 sene yaşamış; 90′ların başında başlayan iç savaşlarla bugün Bosna – Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Karadağ ve Kosova devletleri kurulmuştur.

Yugoslavya, Güney Slav Dilleri’nde ¨Jugoslavija¨ olarak yazılır. Türkçeye ¨Güney Slavistan¨ yahut ¨Güney-Slavlar Ülkesi¨ olarak çevirmek mümkündür. Yugoslavya’da Boşnak, Sırp, Hırvat, Sloven, Makedon, Karadağlı Güney Slav milletleri dışında Türkler, Arnavutlar, Macarlar ve Rumenler de yaşamaktaydı. Ancak devletin baskı politikasınca Türkler, Boşnaklar ve Arnavutlar hiçbir zaman Yugoslavya’ya ait olamamışlardı. Yugoslavya, yalnızca beş entiteyi kabul ediyordu: Sırplar, Hırvatlar, Karadağlılar, Makedonlar ve Slovenler. Devamını oku…

3

Umut Ahmet Taşkın25 Aralık 2013Yorum Yaz

Hani Bizim Sevdamız Eritirdi Dağları ?

“Aynı daldaydık,
Aynı daldan düşüp ayrıldık,
Aramızda yüz yıllık “zaman”
Yol yüz yıllık….”

* Nazım Hikmet RAN

Devamı gelecek olan yazıma, hayret cümleleriyle başlamak isterim..

Hey gidi heey.. Bu günleri görecek miydik biz? Ege Üniversitesi’nde 3 senelik Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Hocalarımızın siyaset kitaplarında çıkar çatışmalarını, siyasi kavgaları, mücadelelerin tarihini öğrenmiştim de; böyle bir çatışma ortamına şahit olacağımı hiç düşünmemiştim. Meğer et & tırnak diye nitelendirdiğimiz siyasi & manevi liderlerimiz, devran dönüp de işin içine ekonomik çıkarlar girince nasıl da  “Firavun” a ve “Bedduacı Hoca” ya dönüşüyormuş. Çok garip yahu! Devamını oku…

8

Burak Sünel16 Aralık 2013Yorum Yaz

Eğitim Süreleri Oyalaması

Bugünkü ekonomik sistemin temelindeki insan “homo-economicus” özelliğine sahip olarak değerlendiriliyor. Yani her insan kendi ekonomik çıkarını düşünen bencil bir varlıktır. İktisat bilimi ise insanın “sınırsız istekleri” ve doğanın sınırlı kaynaklarının çatışması sonucu doğuyor. Bu ahlâksız düzen insanın nefsini, hırsını körükleyerek onu sürekli “tüketmek” zorunda bırakıyor. Geçtiğimiz sene bir ara “alın verin, ekonomiye can verin” kampanyaları dönüyordu her yerde. Evet, bu sistemde ekonomiye can veren bizlerin tüketmesidir. İnsanlar tükecetecek, birileri zenginleşecek. Vahşîce…

İşin üretmeden tüketenler kısmı ilginç. Yani “bağımlı nüfus” da diyebileceğimiz; henüz çalışmayan gençler ve emekli olmuş yaşça ilerlemiş kimseler. Burada insanları yanıltarak yaşlı nüfusun topluma ekonomik olarak yük getirdiği, çünkü çalışmadan emekli aylığı almanın yanı sıra sağlık harcamalarında da ağırlıklarının büyük olduğundan bahsedilir. Neden yanıltma diyorum? Çünkü genç nüfus aslında yaşlı nüfustan daha büyük yüktür. Ancak bu sistemin “istediği” bir yüktür. Neden?

Bir kişi, (giderse) anaokuluna 6 yaşında adım atıyor. Ardından 8 yıl ilköğretim. 4 yıl da ortaöğretim. 4-7 yıl arasında da değişen bir yüksek öğrenim görüyor. 16-20 yıl öğrenciliğe devam ediliyor. Samimi olarak düşünelim, bu kadar uzun bir süre gerçekten gerekli midir ? Bana öyle geliyor ki ilkokuldan üniversiteye kadar sürekli aynı hikayeler dönüp duruyor.  Ben ilkokulda öğrendiklerimle lisenin çoğunu, bunlarda öğrendiklerimin çoğuyla da üniversiteyi rahatça bitirebiliyorum ? Burada “oyalama” sezmiyor musunuz ?

Evet, oyalıyorlar bizi. Çünkü yukarıda bahsettiğim gibi biz gençler “istenilen” bir yüküz. İnsan, fiziksel ve duygusal olarak en aktif olduğu çağlarda düzenin ekonomisine “can verecek” olan tüketme arzusuna çok yatkındır. Teknolojik ürünlerden giyime, kişisel bakımdan eğitimi için gerekli kırtasiye masraflarına, ulaşımdan iletişime genç bireyin nefsini körüklemeniz daha olası. İşte burada yaşlılar neden yüktür anlıyoruz. Esasen gençlerin tüketimi bir “yük” değil; değirmenin suyudur !

Tüm dünyada zorunlu eğitim süreleri uzuyor. Biz bu sürelere daha yeni yeni gelebildik. Çünkü tam olarak kapitalist sistemde yerimiz sağlamlaşmamıştı. Evet, tüketen bir toplum oluşacaktı ama üretim de yapılması gerekiyordu. O yüzden özellikle Batılı ülkelerdeki gibi uzun eğitim süreleri bir riskti. Fakat şimdi küresel entegrasyonun ve “kapitalizmin ruhu”nun yerleşmesi tamamlanmış görünüyor. Batılıları bile kıskandıracak eğitim reformları, üniversite açılışları sürüyor.

Öte yandan müslüman gençler bu tuzaklara çekilmekle beraber evliliklerin gerçekleşmesi ileriki yaşlara öteleniyor. Ana-babalarımız da ilim irfan aşkıyla yanıp tutuşan (!) evladına “okulunu bitir, doktoranı yap, işini bul 30 yaş civarı evlenirsin, o iş sonra” diye öğüt veriyor. Ya hu insanın fıtratına aykırı. Kendimize karşı dürüst olalım. Bu durum insanı fuhşa, zinaya sürüklemeye çok müsait! “Bana ne insanların özel hayatından” diyemem. Biraz etrafınıza bakın derim. En azından her türlü ticari kaygıyla cinsellik öğesinin, kadın ve erkek bedenlerinin sömürüsünün hangi boyutlara ulaştığını kör değilsek farkederiz. İnsanın fıtratına aykırı durumlarla, nefislerimize olan zaaflarımızla paralarımızı ceplerimizden hortumluyorlar.

Müslümansak uyanık olacağız. İnsanların hayatlarının en verimli, en aktif çağlarını ahlâksızca işleyen bu çarkta sömürmenin “eğitim” süsüyle gerçekleştirildiğini göreceğiz. Hem de bu yıllar süren “eğitimin” sonucunda diploma denen kağıt haricinde pek de dünyamızı ve ahiretimizi kurtaracak kazanımlar elde ettiğimizi söyleyemeyiz. Ayrıca müslüman hayatı boyunca zaten öğrencidir. Öğrenirken de seçici olacağız, müslüman hassasiyetinde olacağız. “Boşluğa asma köprü kursa da fen, Allah derim başka bir şey demem” ruhunu yakalarsak, “ilm” ve “bilim” arasındaki farkı da anlayacağız. Hepimiz bu durumun Allah’ın koyduğu sınırlara karşı gelmekte olduğunu kabul ederek dikkatli olmalıyız, inşaallah…

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services