Posts Tagged ‘Filistin’

8

Burak Sünel3 Kasım 2013Yorum Yaz

Hicretin Sürekliliği ve Türk Muhacirler

4 Kasım 2013 günü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’den Medine’ye hicretinin 1435. sene-i devriyesini idrâk etmiş oluyoruz inşaallah: 1 Muharrem 1435.

Hicret vak’a mıdır, olgu mudur? Müslümanlar olarak hicreti ve hicret ruhunu algılayabiliyor muyuz? Hicret sadece Peygamber Efendimizin bir yerden bir yere gitmesi midir? Başka hicret olmamış mıdır? Sanıyorum kafa yormamız gerek bir husustur.

Abdullah lbn-u Sa’dî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına bir heyet olarak geldik. Ben: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğini zanneden bir kavim bıraktım’ dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: ‘Küffârla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir’ buyurdu.” Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt24 Nisan 2012Yorum Yaz

Neden Ortadoğu

Ortadoğu yıllardır özellikle 1. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya siyasetinin ve medyasının ilgi odağı durumunda. Dolaysıyla bu coğrafyanın bir parçası olan Türkiye’de Ortadoğu coğrafyasını yakından takip etmektedir. Hatta buradaki olayların ve senaryoların bir parçası olduğu için herkesten daha dikkatli takip etmek zorunluluğu vardır.
 Ortadoğu neresidir? Ortadoğu neden önemlidir? Ortadoğu ne zamandan beri önemlidir? Amerika Birleşik Devletleri’nin bu bölge ile ilişkisi nedir? Ortadoğu‘nun komşuları üzerinde etkisi nedir? Bu yazı işte bu tarz sorular etrafında yoğunlaşmıştır ve birçok zenginliğe sahip olan bu bölgenin özelliklerinden kaynaklanan sorunları ele almaktadır. M.Ö. dahi bu bölgede mevcut özelliklerinden dolayı savaşlar eksik olmamıştır. Hatta bir savaş sonunda yapılan ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması da bu bölgede yapılmıştır. İslamiyet’in gelişi ve bölge halkının Müslüman oluşu ile bir süre için de olsa halk rahat bir hayat sürmüştür. Osmanlı’nın, Yavuz Sultan Selim ile bölgeye girmesi neticesinde bu karışık bölgeye hak ve adalet götürülerek, bölge insanının 17. yy. a kadar rahat ve zengin hayat sürmesine vesile olunmuştur.  Muhyiddin Arabî hazretlerinin meşhur “ sin şın a girince mim in hakkı ortaya çıkacak” sözü bu süreç içerisinde vücut bulmuştur.
    Şimdi bu bölgenin tanımını yapalım: Kapitalist sömürgeci Avrupa’da ilk defa “Ortadoğu” terimini İngiltere kullanmış ve bu terimin içine Arap devletleri ile birlikte İsrail, Kıbrıs, İran ve Türkiye’yi de eklemiştir. Fakat Amerikalılar tarafından “yakın doğu” terimi İsrail ve İsrail devletine komşu olan Arap devletlerini temsil eder. Terminolojinin haricinde bu bölgenin sınırlandırılması imkânsızdır. Zaten birinci dünya savaşından sonra cetvelle çizilen sınırlar akıl almaz şekilde buralarda sürekli karışıklıklara sebep olmuştur. Bu coğrafi tespitin gerçekleşememesinin nedeni ise asırlar boyunca bölgede söz sahibi olma isteği ile mücadele eden dış güçlerin varlığıdır.
 Aslında bu coğrafi tespitin yapılamamasında bölgenin ekonomik durumunun, coğrafi konumunun, tarihi ve dini öneminin özellikleri ağır basar. Bunların yanında tarihi olaylar (Haçlı Seferleri, 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve daha sonra 20 yy ın ikinci yarısında Ortadoğu bölgesinde yaşanan savaşlar dizisi v.b.)sayılabilir.
Mesela haçlı seferleri için belli başlı ve bölgenin önemini belirten 4 ana madde sunabiliriz.
   1 dini inanç: batı Avrupalı hristiyanların dinlerince kutsal sayılan Kudüs’ü ve Filistin’i Müslümanlardan geri almak istemeleri.
   2 Avrupalının içinde bulunduğu yoksulluk.(Bu durum Avrupalı insanları doğunun refah ve zenginliğe sevk etmiştir.)
   3 ticaret: Uzak Doğu ile Avrupa arasındaki ticaretin ana hattı olan Müslümanların kontrolünü yok edip ticaret yollarını ele geçirmek istemeleri.
   4 Katoliklerin Filistin’i alması durumunda cennetle müjdelenmesi.
   Bu maddeler genel itibari ile günümüzde de özelliklerini korumaktadırlar.
  18. yy ve 19. yy da dünya üzerinde güçlü devletler kendi aralarında şarkı paylaşıp buralar hakkında çok önemli tetkikler yapmıştır. İngiltere hükümeti Hindistan Tibet ve Ortadoğu hakkında, Fransa hükümeti Çin Hindistan ve şimali Afrika hakkında, Alman âlimleri de Arabistan ve İslam âlemi hakkında birçok tetkikler yaptırdılar.
 Haçlı seferleri esnasındaki aynı tarihi ve sosyal nedenler yakın tarihi de şekillendirmiştir. Haçlı Seferleri esnasındaki tarihi sebeplere orta doğunun petrol zenginliği eklenmiştir. Bu da kapitalist Avrupa’nın bu coğrafyaya ilgisini ve şekillendirme isteğini daha da arttırmıştır. Zira 1. Dünya Harbi’nde Lawrence strateji bakımından İngilizlerin işlerine yarayacaktı.
   Peki, Lawrence kimdir?Lawrence bir İngiliz ajanıdır. Hrıstıyanlığın koyu bir tarikatını temsil eden Cizvitlerin kolejinde okumuştur. Bu kolejde hem Hıristiyanlık hem de İngiliz siyaseti gereği yayılma ve propaganda dersleri almıştır. Daha sonra Oxford Üniversitesi’ni bitirerek İngilizlerin orta doğuda yayılma siyaseti çalışma istikametinde faaliyetlere katılıp 1910 yılında arkeolog Prof. Hagarth ile birlikte Türkiye ye gelmiştir. Fırat nehri kıyısında arkeolojik kazı adı altında petrol etüdü yaptı. Buralar hakkında siyasi ve etnolojik bilgiler topladı. Bu çalışmalarını 1914 yılına kadar Sina’da, Gazze’de ve Akabe’de sürdürdü. Böylece Osmanlı’nın sınırı içerisinde kalan Ortadoğunun haritası çıkmış ve etnik yapı tespit edilmiş oldu. Böylece dış güçlerin burada nasıl hareket edeceği konusunda çok büyük ve çok önemli bir iş yaptı. Öte yandan önemli bir bölge olan Orta doğuda sınırların belirlenememesinde 2. dünya savaşından sonra bölgede yapılan savaşlar etkili olmuştur. 20. Yy. ın ikinci yarısında genel olarak tüm dünya devletleri teknolojileşme adına atağa kalkmıştır. Hızlı trenlerin bilgisayarların yaygınlaşması, nükleer planların, uzaya uydu göndermeler v.s. bu nedenlerle enerji merkezi olan Ortadoğu’ya yeniden bir atak yapıldı. Avrupalı devletler, Amerika Birleşik Devletleri’nin de desteğini alarak resmi olarak burada bir şube açmaya karar verdiler. Bu şubenin adı İSRAİL…
 Peki, neden dünya devletleri buralarla ilgileniyorlar? Neden İngiliz hükümeti Lawrence gibi çok önemli birini buraya göndermiş; görevler vermişti? Neden buralar da hep kargaşa çıkarmaya çalışmışlardı? 20. yy.ın bu kadar kanlı geçmesinin sebebi ne idi? Bugünkü sebeplere bakıldığında orta doğunun genel olarak stratejik önemi batının çıkarlarına bağlı olarak belirlenmektedir. Ortadoğu bölgesi Süveyş kanalının 1876 da açılması ve 20 yy başlarında petrol çıkarma ve yönetim imtiyazlarının dağıtılması ile birlikte olağan üstü önem kazanmıştır. Ortadoğu bölgesinde petrol rezervlerinin olması batının dikkatini bölgeye çevirmesine neden olan en önemli olan faktördür. Ortadoğu dünya petrol rezervlerinin %65’ni dünya petrol üretiminin ise %25 ni elinde tutmaktadır. Ayrıca burada dünya doğalgaz rezervlerinin %80 i bulunmaktadır. Yaklaşık 1,1 trilyon varil dolayında olduğu bilinen kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin 800–850 milyar varili bu bölgede bulunmaktadır. Bu bölge ciddi anlamda dünya enerjisini karşılamaktadır.
 Bu enerji kaynaklarını Osmanlı sultanlarından sultan ikinci Abdülhamit han kendi saltanatında fark etmiş ve buraları kaybetmemek için siyasi çaba harcamıştır. Önce İngilizlerin daha sonra Almanların bölgede arkeolojik kazı adı altında petrol aradıklarını tespit ettirmiştir. Daha sonra sultan bu olaylar üzerine buraları korumak amacı ile petrol bulunan arazileri kendi has kasasından para ödeyerek kendi kişisel mülkü olarak kaydettirir. Bunun üzerine sultan ikinci Abdülhamit Han petrol aramalarını kendi iradesi ile sürdürür  
Önce bölgedeki petrol olan yerlerin haritasını çıkarttırır. Daha sonra bölgede çalışmalara başlar. Öncelikle bölgede 14 tane petrol kuyusu açtırır. Üretim ve arıtma tesisleri kurdurur. Hatta ilk defa “güzel kazanıyorum yılda 500 bin altın gelirim var der”
 Diğer bir boyuttan baktığımız zaman tarih boyunca yer yer dini sebeplerden dolayı da bu bölgede savaşlar çıkmıştır. 17. yy.dan sonra dini istekleri doğrultusunda ön plana çıkan Yahudilerin İsrail devletini kurması ve burada önder olma arzusu dengeleri yeniden bozmuştur.
Filistin de İngiliz manda rejiminin sona ermesinin hemen ardından 14 Mayıs 1948’de tel-Aviv de toplanan Yahudi milli konseyi, yayınladığı bir bildiri ile İsrail devletinin kurulduğunu ilan etti. Bunun hemen ardından Amerika birleşik devletleri ve ertesi gün de Sovyetler birliği hemen İsrail’ tanıdığını açıkladı. Bu gelişmeler öncesinde ise İngiliz birlikleri bölgeyi terk etmeye başlamışlardı bile.
İsrail devletinin kuruluşunun ilan edilmesinden birkaç saat sonra Arap birliği İsrail’e savaş açtı. Mısır, Ürdün, Suriye ve ırak kuvvetleri üç yönden saldırıya geçerek önemli ilerlemeler kaydettiler. Ancak İsrail’in planlı savunması üzerine savaş Araplar aleyhine dönüştü.
 İsrail savaş sonun da 1947’de taksim planı ile elde ettiği %56’lık Filistin toprağını %78’çıkardı. 700.000 Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yurtlarını terk eden Filistinlilerden 250,000 i Gazze’ye yerleştirildi. Filistinlilerin başka ülkelere göçü ve Yahudilerin Filistin’de artan nüfusu, demografik yapının bölgenin asıl yerleşik halkı olan Araplar aleyhine dönüşmesine neden oldu. Ve bugüne kadar süregelen Filistinli mülteciler sorunu başladı. Benzer şekilde 1948–1952 arasında Arap ülkelerinde yaşayan 1 milyon kadar Yahudiler kovuldu. Bunların büyük bir kısmı İsrail’e yerleşti. İsrail savaş sonunda savaştığı her Arap ülkesi ile ayrı ayrı ateşkes antlaşmaları imzaladı. Savaşa girmiş olan Ürdün Batı Şeria’ya; mısır’da Gazze şeridine asker yığdı. Kudüs’ün kontrolü ise batıda İsrail, doğuda Ürdün arasında bölündü.1948 savaşı sonrasında savaşa katılan Arap ülkelerinde siyasi rejim değişikliğine varan karışıklıklar yaşandı. En önemli değişiklik Mısır’da gerçekleşti. Mısır da Kral Faruk bir darbe ile tahttan indirilerek yerine General Necip getirildi. Savaştan en karlı çıkan İsrail oldu. 1941’te 85,000, 1943’te 539,000, 1946’da 608,000, 1947’de 650,000 olan Yahudi nüfusu 1949 yılında 758,000 ulaştı. Ve bu rakam giderek artmaya devam etmiştir.
Bölgenin özelliklerinin çok olması nedeni ile sıkıntılar yine devam ediyordu.
1956’da Süveyş kanal krizi patlak verdi. Ve 1967’de 6 gün süren 6 gün savaşları meydana geldi. İsrail’in savaşı kesin üstünlük kazanması sonucu İsrail topraklarını 4 katına çıkarmıştır.
1973’te Yom Kippur savaşları baş gösterdi. Bu savaş neticesinde dünyada petrol sıkıntısı baş gösterdi. 1975’te Lübnan’da Filistinli mültecilerin Lübnan’a yerleşmiş olması sebebi ile ülkenin demografisinde bozulmalar başlamıştır. Bu nedenle Müslüman Hıristiyan çatışması çıkmıştır. Bunu fırsat bilen İsrail Lübnan’a girmiştir.
1978’te petrol krizi yeniden baş gösterdi.
 Tarih boyunca mutlaka bir taraf ya ezilmiştir ya da kendilerini ezik hissetmişlerdir. Bölgedeki sıkıntılı yaşam özellikle 1. dünya savaşından çıkan bölge halkı epey cahil kalmıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra bu sıkıntıları ve geleceği pekiyi görmeyen bölge halkı gençlerini okumaya sevk etmişlerdir. Özellikle Filistin üzerine yapılan baskı ve saldırılar sonucu üniversite okuyan kişi sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Nitekim bölgedeki Türk okullarının faaliyetleri hem ülkemizin değerini bir kat daha artırırken yeni orta doğunun inşasında çok büyük rol oynamaktadır. Hülasa ben yakın bir zamana kadar dünyanın yeni bir orta doğu göreceğine inanıyorum. Hele de dünya liderlerinin bölge ile alakalı müspet görüşleri beni daha da mutlu ediyor. Aslında beni esas mutlu eden nokta yeni orta doğunun bizim önderliğimizde kurulacak olması. Oradaki okullarımız, inşaat şirketlerimiz v.s. Osmanlı devletinin eserinin yanında Türkiye Cumhuriyetinin koyacağı eserler gerçekten milli duygularımı okşamaktadır. Keza benim fikirlerimin güçlenmesinde yeni Amerika birleşik devletleri başkanı Sayın Barack Hüseyin OBAMA’nın ülkemizi ziyareti sırasında Tophane-İ Amire binasında üniversiteli gençlerimizle konuşması sırasında öğrencilerimizden birinin “başbakanımızın Davos da ki çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz? ” sorusuna verdiği “Filistinli ve İsrailli anneler çocukları için aynı şeyi hissediyor ve istiyorlar. Biz sadece anneleri görev başına getirsek bazı şeyleri çözülebileceğine ben inanıyorum” cevabı da benim hislerimde yanılmadığımın bir kanıtı olsa gerek diye düşünüyorum. Ve ben artık bölgenin makûs talihinin değişeceğine inanıyorum. Dilerim ki o bölgede de artık kesin huzur sağlanır. Ve Kudüs herkese kapılarını açar…
 Neden dünyanın başka bir yeri değil de Ortadoğu? Görüldüğü üzere başından beri anlattığımız sıkıntılara, savaşlara, kargaşalara bölgenin özellikleri sebep olmaktadır. Yani tarih ve coğrafya toplumlar üzerinde mutlak surette etkilidir. Gerek tarihi özellikleri sebebi ile, gerek coğrafi özellikleri ve yer altı zenginlikleri sebebi ile Ortadoğu sürekli sıkıntılar ve savaşlar yaşamıştır. Bölge bu özelliklere sahip olmasa idi kesinlikle ne savaşlar yapılırdı, ne de senaryolar hazırlanırdı. Nitekim meyvesi olan ağaç taşlanıyor.

Kaynakça

*Martin 1998 s 47
*Mcghee1992 s 24
*Bulut 1997 s36–37
*Bill and lieden 1974 134
*Yıldız 1993 s 146
*Gürel ve Ergün 1993 s 123
* Gresh ve Vidal 1991
*Chistyakov 1995 s 48
*M.e. b.  11, sınıf edebiyat kitabı
*B.O.P. Prof. Dr. Mahir KAYNAK 2006 s 3
*Hürriyet Cüneyt ÜLSEVER 13.07.06
*Oral SANDER siyasi tarih 1918–1994 imge kitapevi 13. baskı s 559–563
*Wikipedia Irak- İran savaşları
*Congressional Record september 20/2002 us senato
*Kadir MISIROĞLU Filistin dramını düşündürdükleri
*Nihat ERİM devletlerarası hukuku ve siyasi tarih metinleri 1 Ankara 1953
*Doç. Dr. Arzu TERZİ Bağdat-Musul’da Abdülhamit’in mirası ve petrol arazi   
*Fahir ARMAOĞLU siyasi tarih alkım yayınevi

           Bu yazı Sevgili Kardeşim AHMET FARUK BAKACAK’a aittir.

8

Resul Sevimli25 Mart 2012Yorum Yaz

Filistin İçi Dengeler ve BM’ye Tam Üyelik Başvurusu

 FİLİSTİN İÇİ DENGELER 
 Filistin siyaseti yapılırken, genelde uluslararası boyutu ele alınarak, iç siyaset biraz daha arka plana itilmektedir. Filistin içi dengeleri anlamadan Filistin’i anlamak mümkün değildir. 
 1948’de bir devlet haline gelen İsrail’in,”kutsal topraklar” olarak nitelendirdiği toprakların bir kısmının Filistin coğrafi sınırları içerisinde yer alması, yıllar sürecek çatışmaların ve işgallerin bir habercisi olmuştur. Tükenmek bilmeyen İsrail işgaline karşı ortaya çıkan Filistin Kurtuluş Örgütü ve HAMAS, Filistin direnişinin en önde gelen iki dinamiğidir. Ne yazık ki İsrail’e karşı ortaya çıkan iki direniş örgütü, birlikte olarak gözükseler de birbirinden bağımsız hareket etmektedirler. Uluslararası alanda meşruluğu olan FKÖ’nün, Oslo Barış Süreci ve sonrasında İsrail Devlet’ini tanıması ve barışa tam destek vermesi HAMAS’ın doğuşunu ortaya çıkarmaktadır. Mısır’da faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler hareketi temelli olan HAMAS , FKÖ ‘nün İsrail’e karşılıksız kalmasından dolayı ortaya çıkmış ve silahlı direnişin olmasının gerektiğini, barışın asla olmayacağını , eğer ucunda bağımsızlık olacaksa da ikinci bir yol olarak ancak ateşkes yoluyla olacağını savunmuşlardır. FKÖ’den buna tepki gelmesiyle birlikte iki iç dinamik arasında çatışmalar meydana gelmiş ve HAMAS Gazze’yi ele geçirerek gücünün göstergesini yapmıştır. Uluslararası arenada etkin güçler de Filistin’de kendilerinin menfaatleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir hükümeti savunarak(FKÖ) , HAMAS’ı terör örgütü olarak nitelendirmektedir. Görüldüğü üzere Filistin iç dinamikleri bu şekildedir. Sizce, bu zamana kadar birbirinden bağımsız hareket eden iki unsurla birlikte Filistin bağımsızlığı ne kadar mümkündür? Nitekim de öyle olmuş ve olumlu bir sonuç vermemiştir. 
 Günümüze geldiğimizde çok önemli bir gelişme görmekteyiz. Tüm dünyayı, özellikle ABD ve İsrail’i sarsan, şiddetle tepkilerine yol açan bir olay. Geçtiğimiz Kasım ayında Hamas, FKÖ’ye katılma kararı aldığını açıklamıştır. Bu haber tüm Filistin ve müttefiklerini büyük bir sevince boğmuştur. Evet iki ayrı güç, artık bir olmuştur. Hamas’ın FKÖ ile birleşme kararı alması, önümüzdeki süreçte Filistin siyasetinin iki önemli iç dinamik unsurlarının, örgüt içi siyasette yapılacak reformlar çerçevesinde direniş hareketlerinin niteliğini değiştireceği açıktır. Bu, Filistin’deki hareketlerin meşrulaşması yolunda atılan önemli bir adımdır. FKÖ ve HAMAS’ın birleşme kararından sonra tüm dünyada merakla beklenen “Acaba bundan sonra ne olacak? “ sorusu muğlaktır. 
 BM’YE TAM ÜYELİK BAŞVURUSU 
 Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın Eylül 2011’de BM’ye tam üyelik başvurusu Filistin’in bağımsızlık yönünde attığı ilk somut adımdır ve son zamanlarda Ortadoğu ve uluslararası ilişkiler gündemini sıkça meşgul etmektedir. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın BM Güvenlik Konseyine başvuruda bulunarak 1967 sınırlarını esas alan ve Doğu Kudüs’ün başkent olarak öngörüldüğü bağımsız bir devletin ilan edilmesini isteyeceklerini açıklaması, Arap Baharı’nın tüm sıcaklığı ile sürmekte olduğu bölgede dikkatlerin işgal altındaki topraklara yönelmesini sağlamıştır.
 Tarihi başvurunun, önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, ardından da Genel Kurul’da oylanması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun Güvenlik Konseyi’ne sunduğu başvurunun kabulü için 15 üyeli Konsey’de 9 “evet” oyu ve ayrıca 5 daimi üyenin hiç birinin veto etmemesi gerekmektedir. 193 devletin temsil edildiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitap eden Mahmud Abbas tüm dünyaya örnek teşkil edecek konuşmasıyla üyelik başvurusunu tekrardan dile getirmiştir. 
 BM görüşmeleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, özellikle FKÖ ve HAMAS direniş örgütlerinin de birlik olmasından itibaren , Filistin halkının bağımsızlık yürüyüşünün başladığı ve kararlı biçimde bu yürüyüşün sürmesi gerektiği düşünülmektedir. Filistinli liderlerin birlik ve beraberlik içinde bu tarihi yürüyüşü bağımsızlıkla sonuçlandırmaları bakımından önlerinde uzun ve aynı zamanda tuzaklarla dolu bir yol bulunmaktadır. İsrail lobisinin tüm oyunlarıyla başa çıkabilmek ve Filistin halkının bağımsızlığına kavuşabilmesi için İslam dünyasının kenetlenmesi ve güç birliği yapması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Dileriz bu kez tarihsel yanılgılar tekrarlanmaz ve hegemonik güç siyaseti devre dışı bırakılarak bir halkın özgürlük iradesi galip gelir.
research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services