Posts Tagged ‘kültür’

1

Burak Aral28 Eylül 2013Yorum Yaz

Avrupalı Olmak

Hepimizin muhakkak bir olay karşısında duyduğu tepki “Avrupa gibi olamıyoruz maalesef…” olmuştur. Nedir bu Avrupalı olmak? Hemen akla düşen o temiz cadde ve sokaklar mı? Yeni yapılan binaların sahip olduğu dizayn mı? Sosyal hayatın sistematik bir şekilde işleyişi mi? Yoksa lüks kıyafetlere bürünüp varlıklı olduğunu dışa yansıtmak mı?

Sonbaharın başında 1 haftalığına gerçekleştirdiğim ilk yurt dışı gezim sonrasında bunları yazmayı, arada yakaladığım bariz farkları duyurmayı ve farkında olanlarımız için ise hatırlatmayı istedim.

Öncelikle bulunduğum ülke, birçok tavsiyeler eşliğinde gittiğim Bosna Hersek oldu. Gitmeden önce yaptığım lokasyon araştırması sonucunda, orada bulunmuş kişilerin yorumlarını, yakaladıkları kareleri, tavsiyelerini bir sonuca bağladım ve Bosna Hersek için kafamda şablon oluşturdum. Ahım şahım sokakların, gördüğümde beni hayrete düşürecek binaların, son model arabaların fazla olduğu bir yer beklemiyordum. Bir de şu var ki insanları hakkında çok az fikir sahibiydim. Değineceğim konu, gördüklerim dahilinde olaya getirdiğim bakış açısı olacaktır. Bu arada gezilip görülmesi gereken o kadar çok yer var ki!

bos

İlk 3 günümü tamamladıktan sonra şaşkınlığım biraz daha azalıyor ve kültür farklılığını apaçık bir şekilde görebiliyordum. Burada kültür farklılığından kastettiğim noktalara biraz değinmek istiyorum. Devamını oku…

31

Sefa Yılmazel10 Şubat 20132 Yorum

THY Meselesi ve Laik Atak

Hafta sonu, Dilek Hanif’in Türk Hava Yolları host ve hostesleri için tasarladığı yirmi kadar tasarımdan birinin basına sızdırılması sosyal medyada tartışmalara sebep oldu. Tasarımın kesinleşmediği ve sadece seçeneklerden biri olduğu Türk Hava Yolları ve Dilek Hanif tarafından belirtilse de, sosyal medyada insanlar kesinleşmiş bir sonuçmuş gibi yorumlarda bulunmaya devam ettiler. Fotoğraftan da anlaşıldığı üzere basına sızdırılan tasarım; geleneksel izler taşıyan, vücut hatlarını belli etmeyen ve etek boylarının önceki kıyafetlere nazaran daha uzun olduğu bir eskizdir.
Bu olay üzerinden benimde cevaplamaya ve sorgulamaya çalışacağım konular ise şöyle;

* İnsanlarımız kesinleşmemiş bir tasarım üzerinden nasıl ve ne şekilde ‘’şeriat gelecek’’ korkusuna kapılıyorlar ve bu hangi zihniyetin ürünüdür?
* Bir türlü içinden kurtulamadığımız ‘’aşağılık kompleksi’’nin sebebi nedir ve ne şekilde karşımıza çıkmaktadır?

Öncelikle, açık konuşmak gerekirse, basına sızdırılan tasarım benimde pek hoşuma gitmedi. Bana göre burada önemli olan, çalışanların fikri olmalı. Sonuç olarak bu kıyafetleri giyecek olan ve saatlerce bilmem kaç feet yükseklikte hizmette bulunacak olanlar host ve hostesler. Dolayısıyla bu tür çalışmalar, çalışanlar dikkate alınarak yapılırsa daha faydalı olur.

Peki, nasıl oldu da insanlarımız bir tasarım örneğinden ‘’Eyvah! Kaçın Şeriat Geliyor!’’ tepkisine ulaşabildiler? Yapılan yorumlardan birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum;

‘’ thy hosteslerinin yeni üniformaları..!? Osmanlı İmparatorluğu HavaYolları olaymış tam biçilmiş kaftan olurmuş….’’

‘’ Şeriat airlines hayırlı uçuşlar diler. #THY ‘’

‘’ thy hosteslerinin yeni üniformaları..!? Osmanlı İmparatorluğu HavaYolları olaymış tam biçilmiş kaftan olurmuş….’’

Gördüğünüz gibi yapılan yorumlar gerçekten içler acısı bir durumu gözler önüne seriyor. Özellikle de yara verici olan, bu tür yorumları yapan insanlarımızın çoğunluğunun kendilerini ‘’laik’’ olarak göstermesi. Laik insan olur mu olmaz mı tartışılacak bir konu ama eğer öyle bir şey varsa kendilerini bu şekilde tanımlayan kişilerin kesinlikle ‘’hoşgörülü’’ olmaları gerekir. Fakat bu kişiler genelde hoşgörüden nasiplenmemiş kimselerdir. Öyle ki, adeta barut gibidirler ve belli çevrelerden gelecek bir kıvılcımı gözlerler.

Peki, bu hangi zihniyetin ürünü ya da hangi akıl dışı zihniyetin ürünü? Şimdi bunu bir olayla izah etmeye çalışayım sizlere;

Üniversiteye ilk başladığım yıl başörtülü öğrenciler derslere alınmaya başlamışlardı. Bir süre, birçok kişinin garibine gitmişti bu durum. Fakat alıştıktan sonra, insanlar şunu sormaya başladılar, ‘’Neden daha önce başörtülü öğrenciler üniversiteye alınmıyordu ki?’’ Çünkü gördüler ki o insanlarda kendileri gibi. Bir kişinin, sadece başörtüsü yüzünden okula alınmaması çok saçma gelmeye başlamıştı insanlara. İşte, çok değil bundan on altı sene önce bu ülke 28 Şubat sürecini yaşadı. Herkes gibi okumaya hakkı olan başörtülü kız öğrencileri üniversitelere alınmadılar, ikna odalarında başlarını açmaya zorlandılar. İşte o zihniyet, bu zihniyetin aynısıdır! On altı yıl önce 28 Şubat’a sebep olanların attıkları tohumlar bugün hala meyvelerini vermeye devam ediyor, bu olayda bunun en canlı, kanlı örneğidir.

Ele almak istediğim ikinci konuya gelecek olursak, ‘’aşağılık kompleksi’’ yaklaşık olarak Lale Devri’nde başlayan yanlış ‘’batı’’ politikasının bir ürünüdür. Zamanın politikacıları ve münevverleri tarafından yanlış anlaşılan Batı ve bunun üzerine inşa edilen politikalar bugün hala devam etmekte ve yıllardır sakat nesillerin oluşmasına sebep olmaktadır. Avrupa’ya giden ilk öğrencilerimiz ile başlayan ‘’geri kalmışlık’’ duygusu bugün artık toplumumuzda yerleşmiş bir sendrom halinde devam etmektedir. Zamanında Osmanlı’nın çağa ayak uyduramaması ve sanayileşemeyerek teknolojik gelişmelerden uzak kalması Osmanlı ‘’medeniyetinin’’ geri kalmasına sebep olmuştur. Fakat ne yazık ki yüzeysel bakış açısı yüzünden aydınlarımız ‘’medeniyet’’ kavramını yanlış anladılar ve onu ‘’kültürel’’ boyutta yorumladılar.(medeniyet ile kast edilen teknolojik gelişmelerdir.) Burada tek suçu aydınlarımıza yüklemek de yanlış olur. Şüphesiz ki, oryantalist Batı zihniyetinin de ülkemizdeki ‘’kültürel yozlaşma’’ya çok büyük etkileri olmuştur. Bu gelişmeler sonucunda, toplumumuzda kendi kültürünü hor görme ve geçmişini reddetme hastalığı oluşmuştur. Hastalık diyorum, çünkü bu sakat bir zihniyetin ürünüdür. Yukarıda verdiğim örnek yorumda bunun en canlı örneğidir.

Son olarak; medeniyeti, gelişmişliği sadece şekil olarak algılayan ve zaman zaman bunu etek boyuna indirgeyen, yozlaşmış zihniyetlere bir dörtlük paylaşarak yazımı tamamlamak istiyorum.

Kim demiş Avrupa insanı medeni
Ne edep kalmış ne hayâ çırılçıplak bedeni
Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni
Desenize hayvanlar bizden medeni!

 Not: Dörtlüğün kime ait olduğuna dair kesin bir bilgi yok, genelde iki isim üzerinde duruluyor; Mehmet Akif ve Necip Fazıl

 

8

Resul Sevimli22 Mart 2012Yorum Yaz

Yozlaşmaya Yüz Tutan Manevi Değerlerimiz

  Beklenen zaman doldu taştı ve sistem öyle bir işler hale geldi ki sistemi işletenler bile belki de bu denli büyük zarar verebileceğini düşünmediler. İnsan zihninin git gide uçsuz bucaksız ufuklara açılmaya başlaması bize çok iyi sonuçlar getireceğe benzemiyor. Özellikle Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız ve her toprağı sizin için ayrı bir anlam taşıyorsa kafayı yememek elde değil doğrusu.

 Tarihte büyük topraklar, büyük savaşlarla kazanılırdı. Günümüzde ise asker kullanarak yapılan fetih  popülerliğini biraz yitiriyor diyebilirim. İnsan her zaman önemli olmuştur; eksiden kalabalık nüfus savaşta kullanılırdı şimdi gelinen noktada ise bunun ayrı bir önemi var. Elinizde kendinize yeter diye düşündüğünüz bir nüfus ve verdiğiniz iyi bir eğitim var bu, geleceğinizin birer tohumu sadece. İleride onlar büyüyecek kendini daha da geliştirecek ve bir bilim adamı, doktor, mühendis, öğretmen, siyasetçi vb etkin kişiler haline gelecekler. İşte günümüzde, fetih yollarından birisi budur. Nüfusunuzun niteliğini arttırıp kullanılmaya yüz tutmuş beyinlerini bilinçlendirmek olmazsa olmazıdır.

 Tarihe bir göz atacak olursak; ülkemize girmeye çalışan emperyalist güçleri nasıl püskürttüğümüzü, nasıl büyük zaferler kazandığımızı görürüz. Batı bunu anlamıştır. Türkiye’yi de  ise silah kullanarak ele geçirmek yerine farklı yollarla bunu yapmaktadır. Bir devleti askeri-savaş yoluyla ele geçiremiyorsan; girebildiğin kadar içine gireceksin, ortalığı karıştıracaksın, önce kültürüne ve manevi değerlerine zarar verip ülkelerine bağlılığı azaltacaksın, sonra yozlaştırdığın bu değerler senin hanede birer artı olarak birikecek ve sistemin takır tukur işleyecek. İşte biz buna ruhbilimsel-savaş diyoruz.

Sokağa çıktığınızda kendinizi gerçekten Türkiye’de hissediyor musunuz ? Siz hiç Türkçe’nin halini düşündünüz mü ? Hadi bunları geçelim biraz daha derinlemesine düşünelim.Türkiye her yeri yabancı sözcüklerle dolup taşan bir ülke, esnafların tabelaları İngilizce ve açıklamaları Türkçe. Bu ülkede ne kadar başarılı olursan ol, İngilizce bilmiyorsan bir hiçsin. Bitirdiğin okul, aldığın eğitim hiç önemli değil. Dilimiz git gide yabancı sözcüklerle dolup taşıyor. Yazarken ünlü harfleri sırf kolayımıza gelsin diye atıyoruz kısaltmalar şeklinde yazıyoruz,bu git gide yayılıyor yayılıyor, ülke genelinde yozlaşan bir Türkçe karşımıza çıkıyor. Bu özellikle yeni nesil için uygulanan en yıkıcı oyunlardan birisidir. Çünkü onlar geleceğimiz. Türkiye’nin bu gidişle geleceği ne mi olacak ? Yeni türeyen bir dil, kaybolan manevi değerler ve ele geçirilmekte çaba bile sarf etmeye gerek kalmayan bir av. Biz zaten bunları yaparak kendimizi onların eline vermiş oluyoruz .

 Bu düzen aslında her çağda böyleydi. Dünyada coğrafi, kültürel, siyasi anlamda önem arz eden ülkeler o zamanın egemen olan gücüne boyun eğmek zorundadır. Sizin iç işleriniz dahi onlardan sorulur. Size solunum cihazı bağlarlar o olmadan yaşayamazsınız yeri geldiğinde oksijeni arttırıp gözünüzü açarlar, yeri geldiğinde de nefessiz bırakır acımadan öldürürler.Günümüz Küresel Dünya’da  böyle işlemekte. Hegomonik gücün dili, kültürü, manevi değerleri tüm dünyaya yayılıyor. Milletler kendi benliğinden, kültüründen kopuyor ve ileride onlara hizmet edecek yeni bir Batılı sınıf oluşturuluyor.

 Medyanın bu konuda emperyal güçlere getirisi bir hayli fazla. Olaylar artık medyada dönüyor . Daha fazla beyin yıkamak, kendi istekleri doğrultusunda değiştirmek için medyaya bağlılık arttırılıyor. Yeni nesillerin kişilikleri artık aile ortamında değil internet ortamında oluşuyor. Anne baba hor görülmeye başlanıyor ve onlara eleştiriler de artıyor. Oktay Sinanoğlu Büyük Uyanış adlı kitabında bunla ilgili dilimizin geçirdiği evrelerden bahsediyor. Ona göre dilimizin geldiği bu durum şu an son safhada.

 50 yıl sonra Türkiye diye bir ülke ve Türkçe diye bir dil olur mu olmaz mı bilmiyorum ama sizlerden tek isteğim biraz daha hassasiyet .” Biz Koca bir Çınar’ız”. Her ne kadar ötekileştirme çabaları olsa da bu ülkede kimse öteki olamaz çünkü kültürümüz bir bütün. Bunun üstesinden gelmek mümkün. Ortada bir inanç varsa başarılamayacak hiçbir şey olamaz. Yozlaşmaya yüz tutan manevi değerlerimizi, kültürümüzü, dilimizi koruyalım. Namlunun ucunda şu an biz varız ama belki de yarın onlar olacak, işte bu bizim elimizde…

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services