Posts Tagged ‘kuzey ırak’

23

Tolga Bozkurt21 Ocak 2014Yorum Yaz

Türkiye Üzerinden Erbil-Bağdat Petrol Anlaşmazlığı

2013’ün 25 Aralık’ında Irak’ın merkezi hükümetiyle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi hükümeti arasında petrol ihracatına ilişkin bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile yıllardır iki hükümet arasında yaşanan petrolun çıkarılması ve ihracına ilişkin konular masaya yatırıldı ve çıkarılan petrolün Türkiye üzerinden dünyaya ihracı görüşüldü. Bu görüşmeden sonra Kuzey Irak’ın günde 250.000 varil petrol ihraç edebileceğini ve gelirlerin merkezi hazineye aktarılması gerektiği kararı alındı. Ancak geçtiğimiz günlerde Kuzey Irak hükümetinin Türkiye’ye ham petrol gönderdiğinin duyurulması üzerine Irak merkezi hükümeti tepki göstermiş, Türkiye’nin Bağdat maslahatgüzarını çağırmıştı.

Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin yardımcısı ve enerjiden sorumlu en üst düzey yetkili olan Hüseyin el-Şehristani, Türkiye’nin Bağdat maslahatgüzarıyla yaptığı toplantının ardından yaptığı açıklamada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsız olarak petrol satmasının “anayasa ihlali” olduğunu vurgulayarak, “Irak hükümeti, onayı olmadan uluslararası sınırlarından petrol ihracatı yapılmasını ihlal olarak görmektedir” açıklamasında bulundu. Bakan ayrıca Türk yetkililerin Irak Enerji Bakanlığından gelen görevlilere Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden ne kadar petrol teslimatı yapıldığını göstermediğini iddia etti. Şehristani, “Irak hükümeti yasal olarak Türkiye’yi bu konuda sorumlu tutmaktadır; meydana gelen zararları talep etmeye hakkı vardır” dedi.

1600109_10203175358130812_75056733_n Devamını oku…

8

Burak Sünel5 Aralık 2013Yorum Yaz

İran ve Türkiye’nin On Yıllık Nüfuz Mücadelesi

Bulundukları bölgenin iki en güçlü aktörü olan Türkiye ve İran arasındaki ilişkileri “düşmanca” nitelendirmek biraz ağır kaçmaktadır. Buna “rekabet” ya da olsa olsa “ılımlı/pasif düşmanlık” diyebiliriz. İki ülkenin de büyük imparatorluk bakiyesi olduğunu düşünürsek Ortadoğu gibi karışık siyasi coğrafyada ender rastlanan köklü devlet geleneğine sahipler. Bu iki bölgesel gücü düşmanlık değil de rekabet olarak nitelendirmemiz birbirleriyle sıcak bir çatışmaya girmemeye özen göstermelerindendir. Basında göze çarpacak kadar yer almamasının, sanki donuk gibi olmasının aksine diplomatik anlamda İran ve Türkiye arasındaki ilişkiler gayet hareketlidir. Mesela Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İran için sarfettiği “İran köklü bir devlettir. Diplomasilerinin de ne kadar köklü olduğunu biliyoruz” ifadesi Türkiye’nin İran’ı önemseyerek takipte tuttuğunun devlet nazarından yansımasıdır.

Birçok siyaset bilimci devletlerarası ilişkilerde barış hâlini aslında “çatışmasız bir savaş” olarak nitelerler. Yani, devletler fiziki mânâda savaş durumunda değillerdir ancak diplomasi hiçbir zaman durmaz ve mücadeleler bu safhada süregider. Türkiye ve İran arasındaki ilişki de bir nevi böyledir. Çünkü, özellikle son on yıldır bölgede yaşanan gelişmelere bu iki gücün kayıtsız kalması imkansızdı. Ortada bir savaş görünmediğine göre bu gelişmelere karşı tarafların verdiği mücadele diplomatik olarak sürmektedir.

Son on yıldır dedik. Neden? Bunun sebebini yine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ifadelerinin üzerine giderek çıkarabiliriz: “Bizim açımızdan Suriye birinci derecede önemli bir konu, bir millî güvenlik meselesidir.” Doğrudur, gerek 2003’te Irak’ta yaşananlar gerekse şimdi Suriye’de olup bitenler İran ve Türkiye için hem fırsat hem de tehditleri beraberinde getirdi. İki devlet bölgede nüfuzlarını korumak ya da arttırmak için kıyasıya mücadele içine girdiler. Etkileşimde oldukları coğrafyanın altüst olmaya başlaması bu mücadeleyi “milli güvenlik” seviyesine kadar getirdi. Devamını oku…

4

Bayram Mamedov28 Mart 2012Yorum Yaz

Türkiye Irak İlişkileri Bağlamında Irak Türk(men)leri


     Birinci cihan harbinde Devlet-i Âliyye’nin yenilmesinden sonra, kocaman coğrafya dünya emperyalistleri tarafından paylaşılmaya başlandı. Daha sonra, Anadolu’da başlayan halk harekâtını bir nevi emperyalistlere karşı açılmış yegâne savaş olarak bu coğrafyada göreceğiz. Devlet-i Âli Osmanî’nin bir parçası olan daha doğrusu bir vilayeti olan Irak, İngilizler tarafından işgal edildi; daha sonra Irak’ın İngilizler’den bağımsızlığını izleyen farklı süreçler gelişmiştir.
     Bunlara genel olarak değineceğim; ama ilk önce, Irak Cumhuriyeti’ni genel hatlarıyla inceleyelim. Irak; Dicle ve Fırat nehirlerini kapsayan, “Medeniyetlerin Beşiği” diye nitelendirdiğimiz Mezopotamya coğrafyasında bulunmaktadır. Irak’a sınırı olan devletleri Suriye, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt şeklinde sıralayabiliriz. Irak’ın 2008 yılı nüfus tahminlerine göre 28 milyon nüfusa sahiptir. Toplam nüfusun % 65-70′ini Araplar, % 16-18′ini Kürtler  ve % 14-15′ini ise Irak Türk(men)leri  ve diğer etnik gruplar oluşturuyor. Yüzde 97’si Müslüman olan halkın; %50-60′ı Şii Müslümanlar, %40-45’i Sünni Müslümanlardan oluşmaktadır. Şii Araplar Irak’ın güneyinde yaşarken, Bağdat civarında Sünni ve Şii Araplar; Irak’ın kuzeyinde ise Sünni, Yezidi Kürtleri ve Irak Türkmenleri yaşamaktadır. Irak, bağımsızlığından sonra bölgede son derece önemli rol oynamıştır; bundan dolayı Türkiye ile olan ilişkilerini incelediğimizde, Kerkük-Musul meselesinin Irak’la Türkiye arasında hep gerilimlere neden olduğunu görürüz. Bunun sebepleri üzerinde duracağım.

Özellikle son dönem Türkiye-Irak arasındaki ilişkileri etkileyen bir diğer neden de PKK meselesi ve Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim olmuştur. Öncelikle, şunu kaydetmemde yarar var diye düşünüyorum; etnopolitik ve jeopolitik açıdan incelediğimizde, Irak’ın kuzeyi Türkiye Cumhuriyeti’nin güneydoğu ve doğu bölgesinin bir uzantısıdır. Şöyle ki; yukarıda da açıkladığımız gibi Irak’ın kuzeyini Türkmen ve Kürt etnisiteleri teşkil etmektedir ve gerek kültürel olarak gerekse mezhep açısından Doğu ve Güneydoğu’nun bire bir aynısıdır.
    
      Birinci Dünya Savaşı sonrası verilen bağımsızlık savaşında, Kerkük ve Musul Cephesi Anadolu’daki  bağımsızlık hareketine katılmış ve önemli mücadeleler verilmiştir. Son Osmanlı meclisinin de, ilk Türkiye Millet Meclisi’nin de kabul ettiği Misak-i Milli sınırları içerisinde bu bölge de yer almaktaydı. 1920’den sonra bölgeyi İngiltere Krallığı işgal etti, cumhuriyetin ilanından sonra Kuzey Irak meselesi Lozan’da Türkiye ile İngiltere arasında önemli sorun olarak kalacak, Lozan’da bir sonuca varamayan taraflar meseleyi Milletler Cemiyeti’ne götürecekti. İngiliz Hükümeti; Milletler Cemiyeti’ne müracaat ederek, Musul meselesinin gündeme alınmasını istedi. Türkiye, adı geçen teşkilata üye değildi. Milletler Cemiyeti’nin kuruluş tüzüğünün 11. maddesi gereğince; üye olmayan devletlerin, kendilerini ilgilendiren görüşmelere delege gönderme hakkı vardı. Bu maddeye dayanarak, cemiyet 19 Ağustos 1924 tarihinde bildirdiği yazı ile Türk Hükümeti’nden cevap istedi. 3 Eylül 1924′te toplanan Bakanlar Kurulu, Milletler Cemiyeti’nde Türkiye’yi temsil edecek heyeti seçti. Meclis Başkanı olan Fethi (Okyar) Bey’in başkanlığında seçilen bu heyet, hazırlıklarını tamamladıktan sonra, 10 Eylül’de Cenevre’ye hareket etti. Fethi Bey; heyetin hareketinden önce Tanin gazetesinin muhabirine verdiği beyanatta, özet olarak şunları söyledi: “Türkiye, Cenevre’de Musul vilayetinin Milli sınırlarımıza dahil edilmesini isteyecektir. İngiltere de bu toprakları istemektedir. İngiltere, tezini savunmak için Lozan’da ve Haliç Konferansı’nda fetih hakkından bahsetmiştir. Bu iddia hiçbir biçimde kabul edilemez. Çünkü mütareke esnasında, İngiliz kuvvetleri Musul vilayetini işgal etmemişti. İngiltere, Musul vilayetinde Türklerin zayıf bir azınlık oluşturduklarını göstermeye çalışmaktadır. İngiliz subayları tarafından düzenlenen istatistikler, Türklerin sayısını birkaç bin kişi olarak göstermektedir. İngiltere Hükümeti, Musul vilayeti halkının Irak krallığına katılmayı arzu ettiğini iddia etmektedir. Güya anlaşmazlık konusu olan toprakta yaşayan halk Emir Faysal’ı kral seçmek suretiyle bu arzusunu göstermiştir. Halbuki, Süleymaniye Sancağı bu amaçla toplanan oylara katılmadığı gibi, Kerkük Sancağı halkı da Faysal’ı hükümdar tanımayı kesin biçimde reddetmiştir. Lord Curzon Lozan’da, Percy Cox İstanbul’da, Musul vilayeti halkının Irak ile birleşmeyi arzu ettiklerini gösterdikleri halde, her ikisi de oylara başvurma meselesini kabul etmemişlerdir. Şu halde; halkın Irak’a katılmayı arzu ettikleri iddiası nasıl kabul edilebilir? Cenevre’ye büyük bir güvenle gidiyoruz. Davamız açıktır. Biz halkın oylarına müracaat edilmesini istiyoruz. Halkın oylarını kabul etmeye hazırız. Teklifimizin büyük bir tarafsızlıkla tetkik edileceğine ve Milletler Cemiyeti meclisinin kararının, meclisin yalnız adalet fikrinden hareket ettiğini dünyaya göstereceğine inanıyoruz.”


     Milletler Cemiyeti’nden çıkacak karar belliydi.  Türkiye’nin, üyesi olmadığı bir Cemiyete bu sorunu götürmesi doğru değildi; burada yapılması gereken sorunu ertelemek olabilirdi. Günümüzde olduğu gibi uluslararası kuruluşlar güçlü devletlerin maşası haline gelmiştir. Şimdiye kadar uluslararası meselelerde hep büyük devletlerin istediği doğrultuda karar çıkmıştır. Burada daha çok meselenin güncel boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Bilindiği üzere Türkiye son zamanlarda bölgesel yönetimle iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor. Özellikle Davutoğlu, “komşularla sıfır sorun” çerçevesinde, Erbil’de 11 Mart 2010 tarihinde hizmete giren Türk Başkonsolosluğu’nun resmi açılışını yaptı. Bütün bunlar yapılırken; oradaki Türkmenler’i yok etmeye çalışan, yani Türkiye’nin bölgede ki etki gücünü kırmaya çalışan güçlerle iyi ilişkiler kuruyoruz.  Bunu yaparken, “Bizim için yok edilen Türkmenler için ne yapıyoruz?” diye düşünmek gerekiyor. 2007 yılında yaşanan rezaleti unutmamak gerekiyor.  Irak Türkmen Cephesi Genel Başkanı Saadettin Ergeç, Türkiye’ye giriş yasağı olduğu gerekçesiyle İstanbul Atatürk Havaalanı’nda gümrükten içeriye alınmadı. Ergeç, gümrükte yaklaşık bir buçuk saat bekletildikten sonra Cumhurbaşkanlığı’nın devreye girmesiyle, Türkiye’ye giriş yapabildi.  Bunun dışında Kerkük’te Türkmenlere yapılan saldırıları biliyoruz; Türkiye bunları kınamakla yetiniyor. Peki yapılması gereken bu mu?

Özellikle son bir kaç senedir Kerkük konusunda ciddi tartışmalar yaşanıyor. bölgesel yönetim bu şehri kendi sınırları içerisine almaya çalışıyor. Kerkük’te çoğunluk olan Türkmen nüfusunu yok etmeye çalışıyor. Türkiye ise onları kırmızı halıyla karşılıyor. Biraz daha ilkeli dış politika izleseydik bunların hiç biri olmazdı. 1990lar’da Türkiye pasaportuyla dünyayı dolaşanlar, bugün Türkiye’ye kafa tutmaktan çekinmiyorlar; terör örgütüne her türlü yardım ve yataklığı yapıyorlar. “Türkiye’ye kedi bile vermeyiz.” diyorlar. Bugün Irak’ın başında olan şahsa, siyasi literatürde ne denildiğini hepimiz gayet iyi biliyoruz; o zaman bizim yetkililerimiz neden hala bu şahısla iş birliği yapmaya devam ediyor? Biz bölgede şartlar yaratan ülke değil, şartları oluşturanların şartlarına göre dış politika üreten ülke haline geldik; ama konuşmaya gelince üstümüze yoktur. Neymiş  efendim “Bizden habersiz bu bölgede koyun bile güdemezler.” Bütün bu olanların sebebi, cumhuriyetin kurulmasından bu yana izlediğimiz pasif dış politikadır. Bu gün Irak’daki siyasi güçler bellidir, Kuzey’de malum bölgesel yönetimin diktası Güney’de Şii Maliki diktası. Siyasilerin çekişmesi; oradaki halkların da birbirleri arasındaki kini ve nefreti arttırıyor. Yarın egemen güçlerin çıkarları değiştiğinde, başka gruplar üzerinden bölgedeki çıkarları yönünde yönetim oluşturma imkanlarını ellerinde tuttukları açıkça bellidir. Yani gördüğümüz, bildiğimiz halde bir şey yapamıyoruz. Ya küçük olduğumuzu kabul edelim, ona göre konuşalım; ya da büyüklük iddasının gereğini yerine getirelim, bizim için öldürülenlere sahip çıkalım. Takdiri sizlere bırakıyorum…

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services