Posts Tagged ‘Pkk’

8

Burak Sünel5 Aralık 2013Yorum Yaz

İran ve Türkiye’nin On Yıllık Nüfuz Mücadelesi

Bulundukları bölgenin iki en güçlü aktörü olan Türkiye ve İran arasındaki ilişkileri “düşmanca” nitelendirmek biraz ağır kaçmaktadır. Buna “rekabet” ya da olsa olsa “ılımlı/pasif düşmanlık” diyebiliriz. İki ülkenin de büyük imparatorluk bakiyesi olduğunu düşünürsek Ortadoğu gibi karışık siyasi coğrafyada ender rastlanan köklü devlet geleneğine sahipler. Bu iki bölgesel gücü düşmanlık değil de rekabet olarak nitelendirmemiz birbirleriyle sıcak bir çatışmaya girmemeye özen göstermelerindendir. Basında göze çarpacak kadar yer almamasının, sanki donuk gibi olmasının aksine diplomatik anlamda İran ve Türkiye arasındaki ilişkiler gayet hareketlidir. Mesela Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İran için sarfettiği “İran köklü bir devlettir. Diplomasilerinin de ne kadar köklü olduğunu biliyoruz” ifadesi Türkiye’nin İran’ı önemseyerek takipte tuttuğunun devlet nazarından yansımasıdır.

Birçok siyaset bilimci devletlerarası ilişkilerde barış hâlini aslında “çatışmasız bir savaş” olarak nitelerler. Yani, devletler fiziki mânâda savaş durumunda değillerdir ancak diplomasi hiçbir zaman durmaz ve mücadeleler bu safhada süregider. Türkiye ve İran arasındaki ilişki de bir nevi böyledir. Çünkü, özellikle son on yıldır bölgede yaşanan gelişmelere bu iki gücün kayıtsız kalması imkansızdı. Ortada bir savaş görünmediğine göre bu gelişmelere karşı tarafların verdiği mücadele diplomatik olarak sürmektedir.

Son on yıldır dedik. Neden? Bunun sebebini yine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ifadelerinin üzerine giderek çıkarabiliriz: “Bizim açımızdan Suriye birinci derecede önemli bir konu, bir millî güvenlik meselesidir.” Doğrudur, gerek 2003’te Irak’ta yaşananlar gerekse şimdi Suriye’de olup bitenler İran ve Türkiye için hem fırsat hem de tehditleri beraberinde getirdi. İki devlet bölgede nüfuzlarını korumak ya da arttırmak için kıyasıya mücadele içine girdiler. Etkileşimde oldukları coğrafyanın altüst olmaya başlaması bu mücadeleyi “milli güvenlik” seviyesine kadar getirdi. Devamını oku…

28

Genç Çınar22 Eylül 20131 Comment

Tanımlanamayan Terörizm

Hayatımızın birçok alanında sıkça duyduğumuz bir kavram haline geldi ”terör,terörizm”. Spor müsabakalarında holigan terörü ya da gazetelerin 3. sayfalarında rastladığımız cinnet geçiren eş terörü. Bunların yanı sıra kullandığımız çoğu alan siyasi arena. Ben, bugün sizlere siyasi anlamda terörizm ve aslında terörizmi tanımlamanın ne derece zor olduğundan bahsedeceğim.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde terör; yıldırmak anlamında kullanılır. Kontrolsüz kitlelerin yarattığı aşırı şiddet ve katliamlar anlamını da taşır terör. Terörizm ise terörün iradi kullanılmasıdır.

Tabii ki bunlar objektif olarak yapılan terör tanımlarıdır. Ancak terörün subjektif yapısına, nedenlerine ya da çoğunlukla ülkeler arasında birer silah, birer maşa olarak kullanılmasından dolayı evrensel bir tanımı söz konusu değildir. Kimine göre terörist olan bir unsur başkasına göre bağımsızlık, özgürlük özelliklerini taşıyabilir. Bu bağlamda yapılan birçok çalışmaya rağmen Birleşmiş Milletler de terörün evrensel bir tanımını yapamamış; sadece terörü kınamakla yetinmiştir.

1290006_334229770047398_1981931348_n Devamını oku…

7

Ahmet Faruk Bakacak18 Ocak 2013Yorum Yaz

Türk Meselesi

Düzenli olarak elli üç tane köşe yazarı takip ediyorum. Bu yazarlar ülkemizin gündemini değiştirmede etkili olan insanlar. Yazdıkları kitaplar, aldıkları eğitim ve özelikle yazdıkları köşe yazıları dikkate alınacak olursa, bu insanlar hasbel kader okuyan toplumun zihinsel psikolojisini oluşturmakta epey mahirler. 2013 yılına girdiğimizden bugüne yazdıkları yazılar ise ekseriyetle PKK, Kürt meselesi, ülkemizdeki terör, bitirilmesi için uğraşılan süreci aktarma ve kendi yorumlarını içeriyor. Kimi PKK’nın ekonomik yönünü, kimi sosyal, kimi siyasal yönünü, kimi de ülke bütünlüğü ile alakalı yönünü eleştiriyor. Ve bu bağlamda kendilerince çözüm önerileri öne sürüyorlar. Hükümetin izlediği politikaları destekleyen de var,tenkit eden de; geçmişte yapılan hatalardan bahseden de geçmiştekileri aklamaya çalışan da.

Facebook, twitter gibi sosyal alanlarda yazılanların haddi hesabı yok. Tabiri caizse ağzı olan, yani üyeliği olan konuşuyor. Kaldı ki bizim insanımız yazılanı bile okumaktan aciz. Ne sağcılar, ne de solcular kendi çözüm önerilerinde hemfikir bile değiller. Anti-parantez şunu her zaman belirtiyorum, burada bir kez daha ifade etmek isterim ki, Pkk ve saz grubunun inandığı kadar biz bu işi çözeceğimize inansa idik, problem bu boyuta ulaşmadan hallolurdu. Şu da bir hakikattir ki tarih, meselenin bu boyuta gelmesine göz yuman hiç kimseyi asla ve kat’a affetmeyecektir.

Peki, ne anlatmak istiyorum ben?

Türkiye’de yaşayan, bu ülkede üniversite okuyan bir genç olarak, sorumluluk ve aidiyet duygusunun bizde çok az olduğundan dert yanan ve durumdan muzdarip olan çaresizlerden biriyim ben.
Öncelikle geçmiş günlerde şahit olduğumuz tepkileri ve çözüm süreci diye adlandırılan süreci değerlendirmek istiyorum. (Üç tane Pkklı öldü diye yazılanları, değerlendirmeyi ise değerli okuyucunun vicdanına bırakıyorum)

Tanıdığım insanların arasında şehit haberi duyunca o gün tıraş olmayanlar, o gün müzik dinlemeyenler, suratı asık gezenler, mesaj yolu ile Fatiha zinciri oluşturmaya çalışanlar, hele şehit kendi yaşadıkları memleketten ise, o günün bütün programlarını iptal edip siyahları giyerek huşu ile cenaze namazını bekleyen de var; olanlardan haberi olmayan, olsa bile aldırmayan, sokakta kahkaha atmakta hiçbir beis görmeyen, iş yerlerinde yüksek sesle müzik açan, bana değmeyen yılan bin yaşasın diyen,  birilerinin canlarını kendileri için verdiklerini umursamayanlar ve bir gün bu melun ateşin kendi evlerine de gelebileceğini düşünmekten aciz olanlar da var.

Peki, ekonomik yönden bir uluslararası şirket gibi çalışan, dünyadaki uyuşturucu ticaretinde önemli bir role sahip, kaçakçılığın piri, sadece kaçak sigara, kaçak mazot ve kaçak elektronik eşyalardan bahsetmiyorum, insan kaçakçılığı dolayısı ile organ mafyalığını çok iyi yapan bir pislik grubundan bahsediyorum. Dahası, sadece Türk halkına değil, alakaları sağlam kuracak olursak tüm Müslümanların başına bela olan bir illetten bahsediyorum. Zira, dünya Müslümanlarının Türkiye’den beklentilerini herkes iyi bilmektedir.

Kimin ülkemizle ilgili en ufak hesabı olsa, bu hesabı Pkk üzerinden görmeye çalışan, (bu bağlamda örgüte finansal ve lojistik sağlayan, böylelikle örgütün eylemlerinin sıklaşmasını ve daha güçlü bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktadırlar) ahlak dışı politika izleyen devletlerin desteklediği bir taşeron şirketten bahsediyorum. Örgütlerinin liderlerinin doğum günlerini geçerli bir sebepmiş gibi absürt bir şekilde kutlamaktan çekinmeyen, masum insanların canına kıymaktan ve bu kıyıma yaşlı, kadın, çocuk diye ayrım yapmaya ihtiyaç duymayan bir caniler topluluğundan bahsediyorum. Yazarken duygusallaştığım ve canımızı yakan bir virüsten bahsediyorum.

Çözüm için mi?   

Çözüm için ise çok zor bir önerim yok. İnsanlarımız bu illetten haberdar olsun yeter. Yani tepki versinler yeter. Mesela lanetlesin Cuma hutbesinde imamlarımız. Konu ile ilgili bilinçlendirilsin öğrencilerimiz.

İnadına doğuya yatırım yapsın zenginlerimiz ve hiçbir şey yapamayanlar ise dua etsin.

Yoksa bir çınar olma yolunda ki emin ve çetin adımlarla yürüyen ülkemizin daha çok can kaybedeceğini belirtmek isterim. Ve çözüm için her noktada birleşelim, bir olalım ve inanalım. Kimseden medet ummadan, kimseye ihtiyaç duymadan, kendi kararlılığımızla bitirebileceğimize inanalım bu problemi.
Biz inanırsak kendi kanında boğarız PKK’yı da ,değirmenine su taşıyanı da.

Ama ilk adım, inanalım.

Çünkü Allah, gerçekten inanlarla beraberdir. (Enfal Suresi / Ayet 19)

31

Sefa Yılmazel9 Ocak 2013Yorum Yaz

Sorularla Müzakere

Müzakereler başladı, geçtiğimiz hafta devlet yetkilileri ve DTP temsilcileri İmralı Ada’sına giderek terörist başı Öcalan ile ‘görüşmelere’ başladı.

Konu üzerine yazı yazmak için birkaç gündür, düşünüyordum. Malum, öyle bir konu ki, nasıl yaklaşırsan yaklaş illa ki birileri rahatsız olacak. Amacım, birilerini rahatsız etmek veya memnun etmek değil. Amacım, naçizane kendi görüşlerimi aktarmak ve aklımdaki soru ve teorileri sizlerle paylaşmak.

Bilindiği üzere,  Öcalan 1999 yılından beri İmralı Adası’nda ‘mahkûm’. Örgütün bir numaralı ismi yakalanmış olmasına rağmen, örgüt, iki üç yılda kendini toparlayarak, daha da güçlendi ve korkunç eylemlere imza attı. Çoğu kişi, PKK’nın dış güçlerin bir oyunu olduğunu, ülkemizin birliğinin sağlanmasını istemeyen şer odaklarının bu işte parmaklarının olduğunu söyler. PKK’nın diğer bütün terör örgütleri gibi dış destek aldığı aşikâr, son dönemlerde belli bir takım güçler tarafından desteklenip, yüksek düzeyde istihbarat gerektiren kanlı eylemler gerçekleştirmesi bunun bir göstergesi.

Bu bağlamda;

1)  Apo ve PKK ile görüşen devlet, örgütü destekleyen devletler ve istihbarat kurumları ile ilgili bir plana sahip mi? Bu müzakereler çerçevesinde, ‘dış’ destek nereye konuldu?


    

2) Genç yaşta kandırılıp, dağa kaçırılan veya gönüllü olarak gitmeyi tercih eden çocuklar ile ilgili hükümetin herhangi bir sosyolojik çalışması mevctu mu? Neticede, terör yalnızca bir terörizm sorunu değil, aynı zamanda  sosyolojik boyutu, altyapısı olan bir sorundur.

3)  Sözde çözüm süreci neticesinde mevcut durumda suça bulaşmış olan kişilerle ilgili ne gibi bir yaptırım uygulanacak? Silahları gömüp, ellerini sallayarak ülke dışına mı çekilecekler veya ‘çözüm’ uğruna cezaevine girmeyi mi kabul edecekler?

4) Uğrunda ölmeyi, öldürmeyi göze almış bu katillerin ‘topluma kazandırılması’ gibi bir durum söz konusu ise, bu nasıl sağlanacaktır? Bu kişilerin, sözde ‘davalarından’, ‘özgür’ yaşantılarından ne karşılığında vazgeçmesi bekleniyor?

Gelelim en can alıcı soruya. Bir süre önce açlık grevleri yapıldı, baya bir gürültü oluşturulmaya çalışıldı. Medyada, bir grup yazar, birilerinin ölmesini dört gözle bekledi, lakin enteresan bir şekilde 67 gün süren eylemlerde kimse hayatını kaybetmedi, hatta hayati tehlike bile geçirmedi diyebiliriz. Peki, nasıl son bulmuştu, bu açlık grevleri? Apo’nun bir sözüyle herkes açlık grevini bitirdi ve ortalık süt liman oldu. Burada bana göre, Apo’nun gücü ve etkisi net bir şekilde gösterilmeye çalışıldı. Şu anda yapılan müzakerelerde, Apo’nun başrolü oynaması da bunun en canlı örneği. Dolayısıyla, gelecek olan tepkilere önceden bir cevap verilmiş oldu. Gelelim sorumuza;

5) Bebek katili Öcalan, bu görüşmeleri babasının hayrına yapmadığına göre, bunu neden yapıyor? Bu şerefsize karşı verilen bir söz var mı, varsa bu söz Türk Milleti adına hangi ‘hain’ tarafından verilmiştir?
Aklımdaki, sorulardan birkaç tanesini paylaştım sizlerle. Çok doğal bir şekilde, ”Peki, senin önerin nedir, eleştirmek yetmez, karşısına bir de çözüm sunman gerek” diyebilirsiniz. Öncelikle, şunu belirtmek isterim ki, hükümetimiz terör konusunda telafi edilmeyecek hatalar yapmıştır. Recep Tayyip Erdoğan, eski liderlerin atamadıkları adımları atıp, adını tarihe yazdırmak istedi. Lakin, Erdoğan öyle adımlar attı ki, keşke hiç atmasaydı dediğimiz türden adımlardı bunlar.

İnsanlara sunulan ‘analar artık ağlamıyor’ sloganları, toplumu ertelenen kötü son için avutmaktan başka bir şey değil. Terörü yalnızca müzakere yöntemi ile çözemenin mümkün olmayacağı kanaatindeyim. 30 yıldan fazladır canımızı yakan, evlerimize ateş düşüren bu sorun ancak ve ancak ‘akıllı’ stratejiler vasıtasıyla çözülür. Bu da çok yönlü politikalar ile mümkündür. Terörist ile silahlı mücadele edip, sosyolojik bir arka planı olan terörizm ile de daha soft bir şekilde mücadeler edilmeli. Örgüt yerine, halk ile müzakere edilip, bölge içersinde kalıcı sorunlar üretmenin yolları aranmalı. Fakat, silahlı unsurlar ile ‘müzakere’ bugün olmazsa, yarın bizi bulunduğumuz noktadan daha da geriye götürecektir.

Son olarak, Sayın Başbakanımızın konuyla alakalı söylediklerini paylaşacağım sizlerle;

“ Bizim dört kez bunlarla bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir. Bugüne kadar AK Parti iktidarı olarak terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, oturmayacağız da…’’

21 Ağustos 2010 Kayseri Mitingi

Başbakan olarak Emre Taner Bey döneminde İmralı’ya gönderdim, daha sonra Oslo’ya gönderdim. Daha sonra Hakan Fidan Bey döneminde bu adımları attık. Şu anda gerekli gördüğümüz halde bu adımları atarız. Bütün ülkeler istihbarat teşkilatını bu iş için kullanır. Şu anda bizim MİT ne zaman adım atılması gerekirse bu adımı atabilir. Bu konuda bizim atmaması istikametinde bir ön kabulümüz yoktur. Yeri geldiğinde bu adımı atarız ”

27 Eylül 2012 – NTV

“ Burada bir şeyi birbirine karıştırmayalım. Biz siyasi iradeyiz, siyasi iktidarız. Biz siyasi iktidar olarak, siyasi hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız. Böyle bir şeyimiz bizim asla olmamıştır, yoktur, olamaz da. Şu veya bu şekilde çeşitli kurumlarıyla bu tür bazı münasebetler gerekirse devlet onu kendisi yapar. Burada bunu birbirine karıştırmamak gerekir. ”

24 Ağustos 2010 – Show TV

‘’ Terörle kim iç içe? Terörle iç içe olanla neyi konuşacağız. Terör örgütüyle mücadele ama siyasi uzantılarıyla müzakere dedik. Bakıyorsunuz bu partinin 9 milletvekili teröristlerle kucaklaşıyor, yanak yanağa öpüşüyor. Şimdi nasıl olacak da ben teröristle yanak yanağa olan, sarmaş dolan olan bir eş başkanla nasıl konuşacağım. Artık siyasi uzantılarla müzakere noktasında değilim. ”

27 Eylül 2012 – NTV

” Operasyonlar konusunda terör örgütüyle mücadelemiz sürecek. Siyasi uzantısıyla da görüşürüz dedik. Şimdi de bunu yapıyoruz

9 Ocak 2013 – Nijer

Her şey ortada önemli olan ‘gerçeği’ istemek.
28

Genç Çınar20 Mart 2012Yorum Yaz

Satranç Tahtası

        Çokça aşina olduğumuz bir cümledir Türkiye’nin coğrafi konumu itibariyle çok kilit bir noktada olduğu. Doğru,biz öyle bir coğrafyaya yerleşmişiz ki dünya hakimiyetini hedefleyen hangi güç olursa olsun ilk olarak Anadolu ve Mezopotamya’ya el uzatıyor. Eskiden savaşlarla,sıcak temaslarla oluyordu;şimdi ise daha alengirli yollarla,namı değer soğuk savaşla oluyor.

        Yine her zaman duyduğumuz bir noktadır ki ; İngiltere,Fransa,Çarlık Rusya’sı,Almanya Osmanlı’yı paylaşmak için adeta bir yarışa girmişlerdi. Ama çok ön planda olmayan bir ülke de vardı ki Ortadoğu’ya yönelik politikaları olan Amerika. Bu devletin Anadolu politikaları 1800’lü yıllarla birlikte ağırlıklı olarak misyonerler üzerinden başladı.1800’lü yıllarda Anadolu’ya giriş yapan ilk misyonerlerin amacı ; Osmanlı içindeki gayrimüslimlerdi,ilk yerleşim yerleri de Harput’tu.Amerikalı misyoner George W. Dunmore’nin şimdiki Doğu Anadolu Bölgesi illerini kapsayan raporunda Kızılbaş Kürtler’in Müslümanlıktan ziyade Hristiyanlığa yakın olduğunu belirtmiştir. Bugün de benzeri yapılan Alevileri Hristiyan gösterme propagandasına ne kadar benziyor değil mi ?

        19.yüzyıl boyunca çoğunlukla misyonerler üzerinden çalışan ABD dış politikacıları,1900’lü yıllarla birlikte siyasi faaliyetlerine hız verdi.Bu çerçevede ilk olarak Kürt Teali Cemiyeti ile temasa geçti.

       Olaylara ABD Osmanlı halkları üzerindeki kışkırtıcı propagandasından baktıktan sonra ben bir de işe PKK terör örgütü penceresinden bakmak istiyorum. ‘’ABD bizi hep düşmanlarımızın gözüyle gördü.Oysa biz dost olarak algılanmak istiyoruz.7 bin silahlı savaşçımız,İslami köktenciliğe karşı ABD’nin müttefiği olabilir,düşmanlarımız aynı. Ayrıca Türklerin aksine,Kürtler fazlasıyla ABD sempetizanıdır.’ Demiştir ABD’de yayınlanan Newsweek dergisine konuşan MURAT KARAYILAN. Hatta KARAYILAN 24 Ekim 2006’da Barzani yönetimindeki Kürdistan TV’de ‘ ABD’nin müttefiği olabiliriz,düşmanlarımız aynı.ABD yönetimi Kürtlerin yaşadığı tüm ülkeleri esas alan bir proje oluştursun.’ Açıklamalarını yaparak düşüncelerinin bir kez daha altını çizmiştir.Yine KARAYILAN Washington’daki düşünce kuruluşu Jamestown Foundation’a konuşmuş ve ‘ABD,Türkiye’ye PKK’yı bitirmesi için izin vermeyecektir’ demiştir.

      İnsan kendini sormaktan alamıyor,nerden geliyor bu sempetizanlık?
     1990’lı yıllar.Kurulduğu dönem Marksist söylemleri olan PKK,Sovyetler’in yıkılması ve ABD’nin Körfez Savaşı öncesi Ortadoğu’yu abluka altına almasıyla,düşüncelerindeki değişikliklerin işaretini vermeye başlamış,ABD ile işbirliği arayışlarını hızlandırmıştır. E zaten ABD’ye de bir müttefik gerekiyordu. Çünkü zengin Ortadoğu,rakipsiz kalan ABD’yi bekliyordu.Sözde sol,özde taşeron bir örgüt olan PKK için de bu durumdan faydalanmak gerekiyordu. Zaten bu durumu en iyi anlatanlardan biri,sosyalist Küba’nın lideri FİDELCASTRO’dur. CASTRO, 1994 yılında verdiği bir röportajda ; ‘’Türkiye’deki olayları yakından izliyorum.Umarım ve dilerim ki ordaki Kürt hareketi ,Yankee’nin petrol bekçisi olmaz.Ancak gördüğüm kadarıyla bunlar ABD’ye bağımlı,ABD’nin kontrolünde hareket ediyorlar.PKK’nın hareketi bağımsızlık değil;ABD’ye bağımlılıktır’’ demiştir.

      Aslında sistem hep aynı.Bir amaç ve o amaca ulaşmak için izlenen yollar,kullanılan araçlar. Zaman içinde değişen şey izlenen yollar ve kullanılan araçlar olmuştur sadece.

     Yani diyeceğim şu ki; ABD dış politikasında esas olan kazanımlardır. Ne Ahmet’in,Mehmet’in,ne Ermeni’nin,Rum’un ne de Kürt’ün durumu değildir.ABD’nin amacı belli;Ortadoğu. Hedef ne, burada tek güç olmak.Bunu nasıl sağlıyor, rakiplerini devre dışı bırakarak.Peki hangi yollarla devre dışı bırakıyor,kimi zaman ayrımcılık yaratarak,kimi zaman terörün ağzına bal çalarak.

     
     ABD’nin amacı bölgede kontrolü elinde tutmak.Satranç tahtasında şaha giden yolu açmaktır.Bu noktada,şartlara göre destek de olabilir,köstek de . Fazla güvenmemek gerek.

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services