Posts Tagged ‘Politika’

28

Genç Çınar21 Mart 2013Yorum Yaz

Genç Çınar: Sosyal Sorumluluk Projesi

Genç Çınar Sosyal Sorumluluk Projemize destek olan hayırseverlerimize bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz. Bitlis’te beş kütüphane, 2500 kitap hedefi ile başladığımız projeyi siz değerli hayırseverlerimizin katkılarıyla 4000’i aşkın kitap toplayarak sonlandırdık. Bunlardan 1000 kadar kitabı uygunsuz veya eskimiş olduğu için göndermedik, geriye kalan kitapları kolilere koyup geçtiğimiz hafta Bitlis’e yolladık. Aldığımız bilgiye göre kitaplar bu hafta Bitlis’e ulaşmış ve kitapların dağıtımına başlanmış.

Projemize destek olan kişi ve kurumları bir kez daha anarak, teşekkür etmek istiyoruz. Adını anmayı unuttuğumuz hayırseverlerimizden şimdiden af dileriz.
    ‘’ Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen milletler, yıkılmaya mahkumdurlar. ‘’
Ovidius Devamını oku…

28

Genç Çınar19 Ocak 2013Yorum Yaz

Rahmetle…

Prof. Dr. Toktamış Ateş Hocamız tedavi gördüğü hastanede vefat etmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileriz.

187

Hasan Tahsin Kaya9 Ekim 2012Yorum Yaz

Merhum Neşet Ertaş Anısına


              Bir abdal göçtü dünyadan, pir abdal göçtü dünyadan. Geldiği gibi göçtü geldiğine. Ne bir makam, ne mal mülk kaldı ondan geriye. Yalnız göz yaşları, kalabalıkların ardından haykırışları vardı cenazesinde. Bütün devlet erkanı arkasına saf tutmuş, onu uğurluyordu kara toprak ardına. Sevgi seli dedikleri bu olsa gerekti. Hep bir ağızdan haklarını helal etti cemaat. Ne mutlu ona ve onun gibi gidenlere.
             1938 yılında Kırşehir’de hayata gözlerini açan ozan, yoksulluk ve sefaletin göbeğine doğmuştu. Babası Muharrem Ertaş köy köy dolaşıp düğünlerde çalgıcılık yapan ve güzel sesiyle eşsiz bozlaklar okuyan bir abdaldı. Muharrem Ertaş talih yoksunu bir adamdı. Güzel sesini milyonlara duyurma imkânı yakalamış, TRT radyosunda çalmaya başlayacakken ülke, önderini kaybetmiş ve onun bu hayali gerçekleşememişti. TRT radyosundan bozlaklar okumayı düşlerken ağıtlar okumak durumunda kalmıştı. Fakat aynı yıl dünyaya gelen oğlu Neşet,yıllar sonra bu hayali gerçekleştirecek, bütün bir ülkenin göz bebeği olacaktı. Annesi Döne Hanımı erken yaşta kaybeden Neşet Ertaş, yoksulluğun üzerine bir başka yoksunluk eklemişti. Çileli hayatı artık daha da zordu. Mahzundu Neşet Ertaş, bu sebeple mahlası da ileride “garip” olacaktı.
            Küçük Neşet ilkokul yıllarında keman çalmaya başlamıştı. Doğuştan kabiliyet sahibiydi sanata. Babasıyla birlikte köy düğünlerinde çalgı çalar, köçeklik yapardı. Babasının izinden gidecekti, kafasına koymuştu. Gençlik çağlarında bir kıza sevdalanmıştı. Babası bu kızı Neşet’e istemiş, fakat konar göçer hayatı terk edip buralara yerleşmeniz kaydıyla veririm, yoksa size verilecek kızım yok cevabını almıştı. Ayrıca kızın babası yüklü bir başlık parası istemişti, tıpkı eski Türk filmlerinde olduğu gibi.
            50’li yıllarda Neşet için gurbet hayatı başlamış ve Anadolu’nun umut kapısı olan İstanbul’a göçmüştü. Cebindeki iki buçuk lira ile ancak Yozgat’tan Ankara’ya gelebilen Ertaş, otogarda tanıştığı bir adama saatlerce saz çalıp türkü söylemesi karşılığında otobüste ufak bir yer bulabilmişti kendisine. İstanbul’a geldiğinde  cebinde kuruş parası olmayan garibi aç ve sefil günler beklemekteydi. Bir akrabası tarafından yerleştirildiği otele  verebilecek parası olmadığı için gece geç vakitlerde kimseye görünmeden girer, sabah erkenden de çıkıp iş aramaya koyulurdu. Sonunda talihi dönmüş ve Unkapanı’nda bir plakçı tarafından keşfedilmişti. 
           Artık yavaş yavaş her şey yoluna giriyor, hayalleri gerçek olmaya başlıyordu. Anadolu insanını iyi tanıyan Ertaş, yazdığı ve söylediği eserlerle milyonları ağlatıyor,  yeri geliyor oynatıyordu. Diğer sanatçılara bir yönüyle hiç benzemiyordu. Şöhret, onu kendisine köle yapamamıştı. Zira o şan ve şöhretin burnuna bir kanca takıyor ve onu yerlere sürtüyor, bu şekilde ona takılıp kalmıyor, ona takılıp kalmadığı için de elif gibi dümdüz, dosdoğru bir yaşam sürüyordu.
           Her hali,her tavrıyla Anadolu insanının bir yansıması olan Neşet Ertaş,yapmacıklıktan uzak hissettiği gibi yaşayan ve bu yönü ile de gönüllere kolayca taht kuran bir insandı. Anadolulu sözcüğünün lafazanı değil bizatihi kendisiydi. Alçak gönüllük, tevazu, hoşgörü, örf ve ananeye uygun davranma onu Neşet Ertaş yapan şeydi. Kendisine devlet sanatçılığı teklifi götürüldüğünde ‘devlet sanatçılığı da neymiş, ben halkın sanatçısıyım. Böyle de kalayım başka paye istemem’ demişti. Bu sözleriyle onu çok seven hayranları nazarında kıymeti daha da artıyor ve büyüklük onun yanında bir çukur gibi aşağılarda kalıyordu.
           ‘Mühür gözlüm’ dedi mi herkesin gönlünün bam teline dokunur, ‘Zahidem’ dedi mi, herkese aşk acısını hatırlatır, ‘doyulur mu’ dedi mi de keder sahibini dahi oynatırdı. Engin bir ruh insanıydı. Gerek cenaze merasimindeki kalabalık gerekse konser meydanlarını hınca hınç dolduran kalabalık onun samimiyetine hayrandı. Ne söylediği türkülere ne de hoş sohbetine doyum oluyordu. Bir türküsünde de söylediği gibi ‘tatlı dile, güler yüze doyulur mu, doyulur mu?’ gerçekten de doyulmuyordu…
           Takvimler 25 Eylül 2012’yi gösterdiğinde büyük usta hayata gözlerini yummuştu artık. Hayata garip gelmiş ve garip gitmişti. Arkasında sayısız eser, milyonlarca hayran ve gözü yaşlı insanlar bırakmıştı. Ruhun şad olsun büyük usta…
17

Yunus Emre Oğuz2 Ekim 2012Yorum Yaz

Terörle Müzakere Edilir Mi ?

Son iki yılın en çok tartışılan konularından biri terör sorununun hangi yolla çözülmesi gerektiğidir. Bunun için dile getirilen iki görüş var,terörle mücadele etmek ya da müzakere etmek. Peki,hangi yol bizi çözüme ulaştırır ?

Öncelikle şunu iyi bilmeliyiz ki tek başına dağdaki ve şehirdeki teröristleri öldürerek sorun tam anlamıyla çözülmez. Bu durum tecrübelerimizle sabit. Askeri operasyonlar,terörün yaratmış olduğu ekonomik,siyasal,toplumsal ve diğer yan etkileri de çözecek politikalarla desteklenirse sonuç verir. Hatırlarsak terörist başının Türkiye’ye getirilmesinden sonraki süreç iyi okunamadığı için 2003 sonlarına doğru terörist faaliyetler tekrar aktif duruma geçmişti.
     
Son zamanlarda mücadele mi müzakere mi tartışmasının artması ise Oslo görüşmelerinden birinin ses kaydının sızdırılmasıyla başladı. O ses kaydıyla birlikte yapılan dokuz ya da on görüşmeden sadece birinin içeriğinden haberdar olduk. Yazılı ve görsel basında herkes bu görüşmelerle alakalı düşüncelerini dile getirdi,ciddi tartışmalar yaşandı. Geçmişte de görüşmeler yapıldı,fakat Oslo kadar ses getirmedi. Demek ki terör örgütüyle görüşmek değil, görüşmenin içeriği topluma rahatsızlık verdi. Bu farkı ayırt etmek gerekir. 
 
Müzakere demek , Batılıların “Türkler savaş meydanında kazandıklarını masa başında verirler.” sözünü hatırlatır çoğu zaman. Halbuki,savaş meydanında bile tam kazanamamışken ve devlet olarak örgütü bitirmeye dönük hiçbir kozu eline alamamışken masaya oturulabilir mi ? Terör örgütüyle devletin çeşitli kaynakları vasıtasıyla sürekli irtibat halinde bulunulabilir fakat Oslo görüşmeleri şeklinde pazarlık yapılmaz. Görüşmek ayrı,çeşitli konularda tavizler verileceğini söylemek çok ayrıdır. Bu ince çizgi unutulmamalıdır. Bu noktada başbakanın “biz” görüşmedik, “devlet” görüştü söylemi de ayrı bir tartışma konusudur.
    
Düz mantıkla baktığımız zaman “terör” demokratik olmayan bir sorun,”müzakere etmek” demokratik bir yol. Peki,demokratik olmayan bir sorunun çözümünde demokratik bir yol yeterli olabilir mi ? Haliyle olamaz. Bu sorun çerçevesinde devletin silah bırakmasını istemek de ancak Türkiye’de dile getirilebilecek bir durum olsa gerek.

Her yıl kış ayları yaklaştığında örgüt ve destekçileri tarafından dile getirilen ateşkes lafları da iyi niyetlerinden değil,dağlarda soğuktan donmamak içindir. Diğer taraftan çeşitli gazetecilerin Kandil’e gidip örgüt liderlerine övgüler yağdırarak,”aslında örgüt de bu işin bitmesini istiyor” gibi söylemlerini,daha doğrusu masallarını her sene farklı kişilerden dinliyoruz neredeyse. Bazı şeyleri konuşurken bunları da unutmamalıyız.
       
Bir de sormamız gereken terör örgütünün hangi kanadıyla müzakere edileceğidir ? Örneğin; PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Suriyeli bir teröristle ile görüşürken örgütün İran kanadından bir eylem gelirse sorumlusu kim olacak,müzakere süreci baltalanmış mı olacak ?  Biz yine iyi PKK-kötü PKK tartışması mı yapacağız ? Her saldırıdan sonra uydurulan bu kılıfı herkes hatırlayacaktır.
  
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki,müzakere etmek sonuç almak için yapılır. Yani,en son aşamadır. Terör örgütü silah bırakmadığına göre,aşağı yukarı her gün şehit haberleri aldığımıza göre son aşamaya gelmemişiz demektir. Son aşamaya da devletin iradesi ve kararlılığıyla geliriz. Söylemlerle değil eylemlerle olur. Bunun dışında müzakere masasında verilecek her taviz ihanettir.

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services