Posts Tagged ‘RTE’

31

Sefa Yılmazel2 Mart 2013Yorum Yaz

Özelleştirme ve İhanet Meselesi

2012 Aralık ayında yapılan köprü ve otoyolların özelleştirilme ihalesi geçtiğimiz günlerde verilen rakamın tatmin etmemesi sebebiyle iptal edilmişti. Hatırlayacak olursak, ihalede en yüksek teklifi 5,7 milyar dolarla Koç Holding AŞ – UEM Group Berhad – Gözde Girişim Sermayesi Yatırım AŞ ( Ülker Grubu) ortaklığı vermişti. Kamuoyunun çeşitli çevrelerinden gelen eleştirilerde rakamın tatmin edici düzeyde olmadığını kanıtlar nitelikteydi. Kabaca bir hesap yapacak olursak, 2011 yılında köprü ve otoyollardan geçen araç sayısı 349 milyon 847 bin 151 ve bu araçlardan elde edilen gelir ise 732 milyon 681 bin 161 lira. Yirmi beş yıl için ödenen para ise yaklaşık olarak 9-10 milyar lira. Köprü ve otoyollardan geçen araç sayısının değişmemesi ve geçiş ücretlerinin artmaması halinde ise yirmi beş yılda toplanacak para 18-20 milyar lira. Yani, kaba bir hesapla yarı yarıya bir fark söz konusu… Bu durumu fark etmiş olan Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da Birleşik Arap Emirlikleri’ne gitmeden önce konu hakkında şu açıklamalarda bulundu;

“Bu rakam beni tatmin etmedi. Ben bunun üzerine bir çalışma yaptırdım. Bu ihalenin olması gereken en üst rakam ne olabilir? Burada bunun iki katı bir rakam çıktı karşıma. Birisi 11-12 ise öbürü 8-9 civarında rakam çıktı. Peki, en düşüğü ne olmalı? En düşüğü de 7 civarında çıktı.Arkadaşlar böyle çıktıktan sonra ben bunu verirsem vatana ihanet ederim, halkıma ihanet ederim…’’

Sayın Başbakanımızın bu sözleri üzerine AK Parti hükümeti döneminde yapılan tartışmalı özelleştirme ihalelerine dikkat çekip, bu ihalelerin ‘’ihanetlik’’ durumunu sizlerle tartışmaya çalışacağım. Geçtiğimiz yıl ‘’torba kanununa’’ son anda eklenen bir madde ile yargının özelleştirmelere müdahalesi kaldırılmış ve özelleştirme ile ilgili son kararın Bakanlar Kurulu tarafından verilmesine karar verilmişti. Ayrıca yasadan önce satışı yapılan ancak mahkeme kararı ile işlemi durdurulan özelleştirmelerde Bakanlar Kurulu tarafından sağlanan inisiyatif ile yargının kararından muaf tutula bilinecekti. Bu çerçevede Bakanlar Kurulu beş özelleştirmeye ‘’af’’ uyguladı ve bu özelleştirmeler hakkında devam eden yargı süreçlerini durdurdu. O özelleştirmelerde şunlar;

1) Tüpraş: ÖİB, Tüpraş’ın yüzde 14.76’sını kurumun tamamının özelleştirmeye çıkılmasından 6 ay önce Global Menkul Değerler aracılığıyla, İsrailli iş adamı Sami Ofer’e ait 6 fona sattı. Danıştay 2005’te işlemi iptal etti.

2) Seydişehir Eti Alüminyum: Mehmet Cengiz, Haziran 2005’te peşin 290 milyon dolara ihaleyle aldı. Bu satışta Oymapınar santralının da verildiği gerekçesiyle Danıştay satışı 2007’de iptal etti.

3) Seka Balıkesir: ÖİB, SEKA Balıkesir Kâğıt Fabrikası’nı 1,1 milyon dolara Albayrak ailesine verdi. Bursa 2. İdare Mahkemesi satışı iptal etti, Danıştay kararı onadı.

4) Kuşadası Limanı: 2003 yılındaki ihalede Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla, ikinci sırada olan Sami Ofer-Mehmet Kutman ortaklığı öne çıktı. Danıştay ihaleyi iptal etti.

5) Çeşme Limanı: Çeşme Limanı’nın işletme hakkı 1 Mayıs 2003’te 12,5 milyon dolara Ulusoy Ortak Girişim Grubu’na verildi. İhale iptal edildi.
(http://haber.gazetevatan.com/ozellestirme-kiyagi/457571/2/Haber alıntı)

Bahsi geçen özelleştirmelere yakından bakacak olursak, Tüpraş hisselerinin satışının o günkü borsa değerinin %8 altında satılması sonucunda kamunun bu işlemden yaklaşık 750 milyon dolar zarar ettiğini biliyoruz. Diğer bir özelleştirme ise Başbakana yakınlığı ile bilinen Albayrak ailesinin 1,1 milyon dolara aldığı Seka Balıkesir. Seka Balıkesir’in bilirkişiler tarafından tespit edilen gerçek değeri 51,2 milyon dolar. Yani yaklaşık olarak kamunun 50 milyon dolarlık bir zararı söz konusu. Seydişehir özelleştirmesi ise adeta kampanya niteliğindeydi. Seydişehir’i alana Oymapınar bedava… Bu özelleştirmeden kamunun zararı Enerji Bakanımız Taner Yıldız tarafından açıklanmıştı ve söylediğine göre zarar 268 milyon TL idi. Fakat piyasa araştırmacıları tesisin ve barajın o günkü değerinin 3,5 milyar dolar olduğunu söylüyorlardı.


Yani anlayacağınız, geçtiğimiz sene torba kanuna son anda eklenen bir maddenin kamuya zararı milyar dolarların üstünde. Bahsi geçen özelleştirmelerin dışındaki birkaç ihaleye de bakacak olursak, hükümetin bu konuda ne kadar yanlış bir yolda olduğunu anlayabiliriz. Örneğin, Türk sanayisinin en büyük kuruluşu olan Tüpraş’ın tamamının 2006 yılında Koç-Shell ortaklığına 4 milyar 140 milyon dolara satılması. Tüpraş gibi bir sanayi devini neden özelleştiresin ki? Başka bir örnek verecek olursak özelleştirme tarihinin en yüksek rakamı olan 6.5 milyar dolara özelleştirilen Türk Telekom’u ele alabiliriz. Türk Telekom bir tekel olması ve stratejik bir öneme sahip olması sebebiyle özelleştirilmemeliydi. Bu arada tamamen özelleştirme karşıtı bir görüşe sahip değilim, özelleştirmenin hassas bir konu olduğu kanaatindeyim. Bu nedenle özelleştirme yapılırken öncelikle ‘’kamu yararı’’ göz önünde bulundurulmalı ve devlete yük olan hantal işletmeler öncelikli olarak özelleştirilmelidir.
Son olarak Sayın Başbakanımızın ‘’ihanet ederdim’’ sözlerine gelecek olursak, bu konuda bir yorum yapmayıp, takdiri siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum.

‘’ Hakikati insanların ölçüleriyle değil; insanları hakikatin ölçüleriyle tanı.’’

Hz. Ali

31

Sefa Yılmazel9 Ocak 2013Yorum Yaz

Sorularla Müzakere

Müzakereler başladı, geçtiğimiz hafta devlet yetkilileri ve DTP temsilcileri İmralı Ada’sına giderek terörist başı Öcalan ile ‘görüşmelere’ başladı.

Konu üzerine yazı yazmak için birkaç gündür, düşünüyordum. Malum, öyle bir konu ki, nasıl yaklaşırsan yaklaş illa ki birileri rahatsız olacak. Amacım, birilerini rahatsız etmek veya memnun etmek değil. Amacım, naçizane kendi görüşlerimi aktarmak ve aklımdaki soru ve teorileri sizlerle paylaşmak.

Bilindiği üzere,  Öcalan 1999 yılından beri İmralı Adası’nda ‘mahkûm’. Örgütün bir numaralı ismi yakalanmış olmasına rağmen, örgüt, iki üç yılda kendini toparlayarak, daha da güçlendi ve korkunç eylemlere imza attı. Çoğu kişi, PKK’nın dış güçlerin bir oyunu olduğunu, ülkemizin birliğinin sağlanmasını istemeyen şer odaklarının bu işte parmaklarının olduğunu söyler. PKK’nın diğer bütün terör örgütleri gibi dış destek aldığı aşikâr, son dönemlerde belli bir takım güçler tarafından desteklenip, yüksek düzeyde istihbarat gerektiren kanlı eylemler gerçekleştirmesi bunun bir göstergesi.

Bu bağlamda;

1)  Apo ve PKK ile görüşen devlet, örgütü destekleyen devletler ve istihbarat kurumları ile ilgili bir plana sahip mi? Bu müzakereler çerçevesinde, ‘dış’ destek nereye konuldu?


    

2) Genç yaşta kandırılıp, dağa kaçırılan veya gönüllü olarak gitmeyi tercih eden çocuklar ile ilgili hükümetin herhangi bir sosyolojik çalışması mevctu mu? Neticede, terör yalnızca bir terörizm sorunu değil, aynı zamanda  sosyolojik boyutu, altyapısı olan bir sorundur.

3)  Sözde çözüm süreci neticesinde mevcut durumda suça bulaşmış olan kişilerle ilgili ne gibi bir yaptırım uygulanacak? Silahları gömüp, ellerini sallayarak ülke dışına mı çekilecekler veya ‘çözüm’ uğruna cezaevine girmeyi mi kabul edecekler?

4) Uğrunda ölmeyi, öldürmeyi göze almış bu katillerin ‘topluma kazandırılması’ gibi bir durum söz konusu ise, bu nasıl sağlanacaktır? Bu kişilerin, sözde ‘davalarından’, ‘özgür’ yaşantılarından ne karşılığında vazgeçmesi bekleniyor?

Gelelim en can alıcı soruya. Bir süre önce açlık grevleri yapıldı, baya bir gürültü oluşturulmaya çalışıldı. Medyada, bir grup yazar, birilerinin ölmesini dört gözle bekledi, lakin enteresan bir şekilde 67 gün süren eylemlerde kimse hayatını kaybetmedi, hatta hayati tehlike bile geçirmedi diyebiliriz. Peki, nasıl son bulmuştu, bu açlık grevleri? Apo’nun bir sözüyle herkes açlık grevini bitirdi ve ortalık süt liman oldu. Burada bana göre, Apo’nun gücü ve etkisi net bir şekilde gösterilmeye çalışıldı. Şu anda yapılan müzakerelerde, Apo’nun başrolü oynaması da bunun en canlı örneği. Dolayısıyla, gelecek olan tepkilere önceden bir cevap verilmiş oldu. Gelelim sorumuza;

5) Bebek katili Öcalan, bu görüşmeleri babasının hayrına yapmadığına göre, bunu neden yapıyor? Bu şerefsize karşı verilen bir söz var mı, varsa bu söz Türk Milleti adına hangi ‘hain’ tarafından verilmiştir?
Aklımdaki, sorulardan birkaç tanesini paylaştım sizlerle. Çok doğal bir şekilde, ”Peki, senin önerin nedir, eleştirmek yetmez, karşısına bir de çözüm sunman gerek” diyebilirsiniz. Öncelikle, şunu belirtmek isterim ki, hükümetimiz terör konusunda telafi edilmeyecek hatalar yapmıştır. Recep Tayyip Erdoğan, eski liderlerin atamadıkları adımları atıp, adını tarihe yazdırmak istedi. Lakin, Erdoğan öyle adımlar attı ki, keşke hiç atmasaydı dediğimiz türden adımlardı bunlar.

İnsanlara sunulan ‘analar artık ağlamıyor’ sloganları, toplumu ertelenen kötü son için avutmaktan başka bir şey değil. Terörü yalnızca müzakere yöntemi ile çözemenin mümkün olmayacağı kanaatindeyim. 30 yıldan fazladır canımızı yakan, evlerimize ateş düşüren bu sorun ancak ve ancak ‘akıllı’ stratejiler vasıtasıyla çözülür. Bu da çok yönlü politikalar ile mümkündür. Terörist ile silahlı mücadele edip, sosyolojik bir arka planı olan terörizm ile de daha soft bir şekilde mücadeler edilmeli. Örgüt yerine, halk ile müzakere edilip, bölge içersinde kalıcı sorunlar üretmenin yolları aranmalı. Fakat, silahlı unsurlar ile ‘müzakere’ bugün olmazsa, yarın bizi bulunduğumuz noktadan daha da geriye götürecektir.

Son olarak, Sayın Başbakanımızın konuyla alakalı söylediklerini paylaşacağım sizlerle;

“ Bizim dört kez bunlarla bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir. Bugüne kadar AK Parti iktidarı olarak terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, oturmayacağız da…’’

21 Ağustos 2010 Kayseri Mitingi

Başbakan olarak Emre Taner Bey döneminde İmralı’ya gönderdim, daha sonra Oslo’ya gönderdim. Daha sonra Hakan Fidan Bey döneminde bu adımları attık. Şu anda gerekli gördüğümüz halde bu adımları atarız. Bütün ülkeler istihbarat teşkilatını bu iş için kullanır. Şu anda bizim MİT ne zaman adım atılması gerekirse bu adımı atabilir. Bu konuda bizim atmaması istikametinde bir ön kabulümüz yoktur. Yeri geldiğinde bu adımı atarız ”

27 Eylül 2012 – NTV

“ Burada bir şeyi birbirine karıştırmayalım. Biz siyasi iradeyiz, siyasi iktidarız. Biz siyasi iktidar olarak, siyasi hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız. Böyle bir şeyimiz bizim asla olmamıştır, yoktur, olamaz da. Şu veya bu şekilde çeşitli kurumlarıyla bu tür bazı münasebetler gerekirse devlet onu kendisi yapar. Burada bunu birbirine karıştırmamak gerekir. ”

24 Ağustos 2010 – Show TV

‘’ Terörle kim iç içe? Terörle iç içe olanla neyi konuşacağız. Terör örgütüyle mücadele ama siyasi uzantılarıyla müzakere dedik. Bakıyorsunuz bu partinin 9 milletvekili teröristlerle kucaklaşıyor, yanak yanağa öpüşüyor. Şimdi nasıl olacak da ben teröristle yanak yanağa olan, sarmaş dolan olan bir eş başkanla nasıl konuşacağım. Artık siyasi uzantılarla müzakere noktasında değilim. ”

27 Eylül 2012 – NTV

” Operasyonlar konusunda terör örgütüyle mücadelemiz sürecek. Siyasi uzantısıyla da görüşürüz dedik. Şimdi de bunu yapıyoruz

9 Ocak 2013 – Nijer

Her şey ortada önemli olan ‘gerçeği’ istemek.
31

Sefa Yılmazel11 Kasım 2012Yorum Yaz

Türkiye’de Üslup Sorunsalı

     Bahtsız bedevi, çölde kutup ayısı derken Türk Siyaseti’nin seviyesini bir kez daha görmüş olduk. İktidar ve ana muhalefet partisi liderleri, kendilerini kaybetmiş bir halde; söz dalaşına girmiş ve hem kendilerini hem de milletimizi küçük düşürmüşlerdir. Milletin oyunu alarak orada konuşmaya hak kazanan bir kimsenin; olur olmaz sözler söylemesi, karşıt görüşlere seviyesizce saldırması, milli iradenin ne durumda olduğunun bir göstergesidir bence. Recep Tayyip Erdoğan’ın on yıllık iktidarı boyunca yaptığı gaflar ve kullandığı kalitesi düşük sözler, bugün hala akıllardadır. Kemal Kılıçdaroğlu da Sayın Başbakan’dan geri kalmayacak şekilde, birçok konuda akıl almaz gaflarda bulunmuştur.


      Bugün, bel altı atışmalara kadar düşen üslubun böyle olmasının temel sebebi nedir acaba? İnsan bu soruyu sormadan edemiyor doğrusu. Toplumun geneline de baktığımız zaman; birbirimize karşı pek de saygılı olduğumuz söylenemez doğrusu, öyle değil mi ? Acaba diyorum, bizim seçtiğimiz vekiller de bizleri mi yansıtıyor? Ya da bizim önderlerimiz ve temsilcilerimiz olan vekillerden mi etkileniyoruz, onları mı örnek alıyoruz? Yani; yumurta mı tavuktan çıktı, tavuk mu yumurtadan? Doğrusunu söylemek gerekirse, zor bir soru. Vekillerimiz; bizi, yani toplumumuzu, temsil ediyorsa burada gerçekten de çok saygılı ve seviyeli olan vatandaşlarımıza haksızlık yapmış oluruz. Öte yandan biz vekillerimizi, başbakanımızı örnek alıyorsak bu kişilerden etkilenmeyenlere de haksızlık yapmış oluruz. Fakat şu yadsınmaz bir gerçek ki gerek toplumun büyük bir kısmında, gerek meclisteki vekillerin büyük bir çoğunluğunda bir üslup sıkıntısı var. İnsanlarımızın, birbirlerine olan saygıları git gide azalmakta. Birbirimize tahammül dahi edememekteyiz. Peki, birbirimize tahammül etmek zorunda mıyız? Evet, zorundayız. Birbirimizi sevmeyebiliriz, nefret bile edebiliriz belki; ama birbirimize karşı kesinlikle saygılı olmak zorundayız! Eğer biz bir toplum isek ve beraber yaşamaya niyetliysek bu vazgeçilmez şartımız olmak zorunda. Gerek milletimizin, gerekse milletimizi temsil eden vekillerimizin; saygı ve ahlak sınırlarına dikkat etmeleri, toplumumuzun gelişimi için önemli bir husus.


        Toplum olma konusunda bu denli sıkıntılarımızın olması, birlik ve beraberliğimizin sürekli kutuplara bölünmesi, temelde en zayıf sorunlarımızdan biri belki de. Gerek vatandaşlarımızın, gerek siyasilerimizin; bu denli agresif, bu denli tahammülsüz olması, bizi bir bütün olmaktan gittikçe uzaklaştırmakta. İnsanlarımız, patlamaya hazır barut gibiler. En ufak bir asparagas haberde bile olur olmaz tepkiler vermemiz, olayı abartmamız ve nutuklar atmamız bunun en canlı örneği olsa gerek. Toplumumuzu iki kelime ile ifade edecek olursam; ‘’slogan toplumuyuz’’ diyebilirim. Çok seviyoruz; slogan atmayı, sloganlar peşinde koşmayı. Mecliste slogan, sokakta slogan… Kravatlı slogancılarımız var bizim. Onlar için özel meclis yapmışız, odalar yapmışız, telefonlar almışız, faturalarını bile ödemişiz. Peki, ne için yapmışız veya yapmaya devam ediyoruz? Herhalde, milletin sorunlarını tespit etsinler ve çözsünler diye değil! Biz, o kravatlıları meclise slogan atmaya yollamışız! Birbirlerine laf atsınlar, çözüm değil çözümsüzlük üretsinler diye yollamışız!


      Halkın daima gözü önünde bulunan liderlerimizin ve milletvekillerimizin, üsluplarına daha çok özen göstermeleri ve milletimize örnek olacak şekilde davranmaları elzemdir. Siyasi liderlerimizin üslup ve davranışları, ülkemizin ve milletimizin prestiji bakımından son derece önemlidir. Liderlerimizin, bu kaygıyı taşıyarak hareket etmeleri ülkemizin ve milletimizin yararına olacaktır. Son olarak, Cenap Şahabettin’den, hakiki önderlerle alakalı bir söz paylaşmak istiyorum; ‘’ Hakiki büyük adamlar güzel ağaçlara benzer. Dallarında yuvalar kurulur, gölgesinde yorgunlar dinlenir, çiçeklerine sürünenler güzel koku alırlar, meyvesiyle açlar doyar ve yaprakları arasından dökülen güneş damlaları toprağa hayat verir. Hiç kimseye ve hiç bir şeye zararı dokunmaz.’’


31

Sefa Yılmazel11 Ekim 2012Yorum Yaz

” İktidar Yozlaştırır, Mutlak İktidar Mutlak Yozlaştırır ”


Ak Parti’nin 4. Kongresi çok tartışıldı, çok konuşuldu. Herkes kendine göre okudu, ona göre yorumladı. Dağıtılan 2023 Siyaset Vizyonu adlı kitapçık, kimilerince eleştirildi kimilerince göklere çıkartıldı. Başbakanın konuşması üzerine veya dağıtılan kitapçıktaki maddeler üzerine çok şey yazılabilir, konuşulabilir. Hatta bu konular üzerine bir dolu kitap da yazılabilir. Ben, bugün sadece dağıtılan 2023 Siyaset Vizyonu adlı AK Parti Manifesto’sundan bir madde hakkında konuşacağım, yazacağım.

* “Başkanlık, yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanı meselelerinin tartışılması.’’

Tayyip Erdoğan’ın ısrarla üstünde durduğu ve yandaş kanallarda, hazır soruları cevaplarken tekrar ettiği, ama meydanlarda söylemekten çekindiği bir konu; başkanlık, yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanlığı… Peki, Erdoğan neden ısrarla bu konu üzerinde duruyor? Bu konu hakkında açıklama ve pazarlama yaparken, sistemin daha hızlı işlemesinden, istikrardan bahsediyor ve daha demokratik, pratik bir sistem olduğunu söylüyor. Açık konuşmak gerekirse, ben burada sistemin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmayacağım. Daha farklı bir açıdan, Erdoğan’ın neden bu sistemler üzerinde durduğunu açıklamaya çalışacağım.

Bundan yıllar önce, Erdoğan, ’ kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi’ olmaya geliyoruz diyerek, insanların gönlünü kazandı. ‘Ezilenler iktidar olacak’ dedi, ‘ beraber yürüdük biz bu yolda, beraber ıslandık yağan yağmurda’ diye seslendi sevenlerine. Mağdurdu, mağduriyetini de çok iyi kullananlardandı… Zaman geçtikçe daha da güçlendi, her seçimden zaferle çıktı. İlk girdiği seçimde kimsenin şans tanımadığı adam, artık seçimlerden önce ilan edilen liderdi.

Tartışmasız herkesin kabul ettiği, sevenin de sevmeyenin de kabullendiği bir lider… İnsanların, duygularına hitap eden, onları duygulandıran, heyecanlandıran bir lider… Yurt dışında, özellikle Ortadoğu ve Balkanlar da insanların hayran kaldığı bir lider… Öyle ki çocuklarının adını bile Tayyip koyan insanlar… Babam hep şunu söylerdi bana, ‘’ Şeyh uçmaz, mürit uçurur oğlum! ‘’ aynen öyle bir durum… Arkasına yığınları alan Erdoğan, gerçekten de uçuyordu.

Düşünün, bir an için düşünün ve sevenin de sevmeyenin de kabul ettiği, övdüğü bir lider olduğunuzu düşünün. Öyle ki liderliğiniz, ülke sınırlarını aşıp, Ortadoğu ve Balkanları fethetmiş. Konuşmanızdan etkilenen insanlar, ağlayanlar… Her seçimde daha da güçlenen iktidarınız… Hangi insan, buna karşı gelebilir? Bir köy muhtarı bile koltuğunu bırakmazken, böyle bir lider nasıl vazgeçsin koltuğundan? Sizce inandırıcı mı, Tayyip Erdoğan’ın başkanlık, yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanlığı sistemini ‘pratiklik, istikrar’ gibi nedenlerden dolayı istemesi?

Yeri geldiğinde Tek Parti sistemini en ağır sözlerle eleştiren, iktidara geldiği zaman cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlandıran bir iktidarın şimdi tutup da partili cumhurbaşkanlığından bahsetmesi ne kadar da tezat?

Tayyip Erdoğan gücünün, nefsinin mahkûmu olmuş bir liderdir. Gücüne olan inancı ve güveni onu gittikçe zalimleştirmiş, gittikçe yozlaştırmıştır. On yıllık süreci en iyi açıklayan cümle, ünü kendini bile aşmış Lord Acton’un o meşhur sözü olsa gerek; ‘’ İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır.’’ . Evet, Ak Parti ve Erdoğan, gittikçe güçlenen iktidarlarıyla birlikte yozlaşmaya başlamışlardır. Bu yozlaşmayı, gerek Erdoğan’dan gerek parti ve hükümet faaliyetlerinden çok açık bir şekilde gözlemleyebiliriz.

Artık, ‘ biz’ söyleminin yerini ‘ ben’ almıştır. ‘’Benim bakanım, benim müsteşarım’’ diyen Erdoğan, kendilerine benzemeyen, ‘ben’liklerine hitap etmeyen her kesime karşı müdahil olma durumundadır. ‘’ Taraf olmayan, bertaraf olur’’ diyerek, insanları taraf olmaya, özellikle de kendi taraflarında olmaya çağıran Erdoğan, adeta ateş püskürtmektedir.

Hayalinde kurduğu başkanlık koltuğunun ateşiyle yanıp tutuşan Erdoğan, güç için, koltuk için ne gerekirse yapmaktadır. Adeta, güce giden yolda yapılan her şey mubahtır anlayışını benimsemiştir. Tek bir ismin, bütün partinin önünde olması ve o isim olmadan gücün olmayacağını bilen insanlar da sorgusuz, sualsiz biat etmektedirler.

Son olarak, milletimizin önümüzdeki dönemde daha temkinli, daha dikkatli olması gerekmektedir. Aksi takdirde, Türkiye’nin ‘’İkinci Tek Parti’’ dönemini yaşaması kaçınılmaz olur.

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services