Posts Tagged ‘Suriye’

8

Burak Sünel10 Şubat 2014Yorum Yaz

ABD-İran Yakınlaşması ve Türkiye’ye Etkileri

 

İran’ın, ABD ile gergin ve en asgari düzeydeki diyalogdan mahrum ilişkisini değiştirme stratejisi izleyerek Ortadoğu bölgesindeki etkin varlığını pekiştirmeye başladığı görülüyor. ABD-İran ilişkilerinin düzelmesi, Türkiye ile İran arasındaki ilişkileri çok boyutlu etkileyecektir. Ankara, bölgedeki ağırlığını kaybetmekten endişe duymaya başlıyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetiyle İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif 1 Kasım’da Ankara’yı ziyaret etmişti. Ortak basın toplantısında, 25-26 Kasım’da Tahran’ı ziyaret edeceğini açıklayan Davutoğlu, Aralık ayında İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Türkiye’de ağırlanacağını, Ocak ayında da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Tahran’a gideceğini bildirmişti. Türkiye ve İran’ın “rakip olarak” gösterilmek istendiğini kaydeden Davutoğlu, iki ülkeyi ortak kültürel ve tarihi değerlere sahip dost ve komşu ülkeler olarak görmek gerektiğini vurguladı. Ayrıca Aralık ayında Konya’daki Şeb-i Aruz törenlerine katılan Ruhani ile Ahmet Davutoğlu bir görüşme daha gerçekleştirdi. Genelde temkinli ve nispeten sessiz yürüyen İran-Türkiye diplomatik ilişkileri son aylarda oldukça yoğun, en üst düzeyde bile. ABD-İran ilişkilerindeki yumuşamalar ile yaşanan değişimin Türkiye-İran arasında yeni bazı pazarlık, müzakere alanları açtığı anlaşılıyor. Devamını oku…

8

Burak Sünel5 Aralık 2013Yorum Yaz

İran ve Türkiye’nin On Yıllık Nüfuz Mücadelesi

Bulundukları bölgenin iki en güçlü aktörü olan Türkiye ve İran arasındaki ilişkileri “düşmanca” nitelendirmek biraz ağır kaçmaktadır. Buna “rekabet” ya da olsa olsa “ılımlı/pasif düşmanlık” diyebiliriz. İki ülkenin de büyük imparatorluk bakiyesi olduğunu düşünürsek Ortadoğu gibi karışık siyasi coğrafyada ender rastlanan köklü devlet geleneğine sahipler. Bu iki bölgesel gücü düşmanlık değil de rekabet olarak nitelendirmemiz birbirleriyle sıcak bir çatışmaya girmemeye özen göstermelerindendir. Basında göze çarpacak kadar yer almamasının, sanki donuk gibi olmasının aksine diplomatik anlamda İran ve Türkiye arasındaki ilişkiler gayet hareketlidir. Mesela Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İran için sarfettiği “İran köklü bir devlettir. Diplomasilerinin de ne kadar köklü olduğunu biliyoruz” ifadesi Türkiye’nin İran’ı önemseyerek takipte tuttuğunun devlet nazarından yansımasıdır.

Birçok siyaset bilimci devletlerarası ilişkilerde barış hâlini aslında “çatışmasız bir savaş” olarak nitelerler. Yani, devletler fiziki mânâda savaş durumunda değillerdir ancak diplomasi hiçbir zaman durmaz ve mücadeleler bu safhada süregider. Türkiye ve İran arasındaki ilişki de bir nevi böyledir. Çünkü, özellikle son on yıldır bölgede yaşanan gelişmelere bu iki gücün kayıtsız kalması imkansızdı. Ortada bir savaş görünmediğine göre bu gelişmelere karşı tarafların verdiği mücadele diplomatik olarak sürmektedir.

Son on yıldır dedik. Neden? Bunun sebebini yine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ifadelerinin üzerine giderek çıkarabiliriz: “Bizim açımızdan Suriye birinci derecede önemli bir konu, bir millî güvenlik meselesidir.” Doğrudur, gerek 2003’te Irak’ta yaşananlar gerekse şimdi Suriye’de olup bitenler İran ve Türkiye için hem fırsat hem de tehditleri beraberinde getirdi. İki devlet bölgede nüfuzlarını korumak ya da arttırmak için kıyasıya mücadele içine girdiler. Etkileşimde oldukları coğrafyanın altüst olmaya başlaması bu mücadeleyi “milli güvenlik” seviyesine kadar getirdi. Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt18 Eylül 2013Yorum Yaz

Suriyeli Sığınmacı Sorunu

2010 yılının sonlarında Tunus’ta başlayan ve Arap Baharı diye adlandırılan sürecin 2011 yılında Suriye’ye sıçramasıyla ülke iç savaşa sürüklenmiştir. 2011 yılından günümüze, ülkedeki kaos ve ölüm ortamı, halkı güvenlik arama maksadıyla çevre ülkelere göçe zorlamıştır.

Bu çalışmada Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin, Türkiye ve Suriyeli mülteciler açısından doğurduğu sonuçlar, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği(BMMYK) verileri ve Gaziantep bölgesinde bulunan mülteci kampları ve bölge halkı ile görüşmeler gibi saha araştırmaları neticesinde edinilen bilgiler ışığında ele alınacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948’de kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 14/1 nolu maddesi şöyledir: “Herkesin, sürekli baskı altında tutulduğunda, başka ülkelere sığınma ve kabul edilme hakkı vardır.” Bu maddede de belirtildiği gibi kaostan kaçan halk çevre ülkelere sığınmıştır. Devamını oku…

23

Tolga Bozkurt31 Ekim 2012Yorum Yaz

Arap Baharı Bağlamında Suriye Kürt Hareketleri – ll

Suriye Kürtleri, Arap milliyetçiliğinin tırmanışa geçmesiyle birlikte örgütlenmeye başlamışlardır. Ve Irak’takine benzer, Suriye Kürt Demokratik Partisini(SKDP) kurmuşlardır. Bu parti, hareketin liderlik mücadeleleri sebebiyle kısa sürede dağılmıştır. Suriye Kürtlerinin bundan sonraki siyasal örgütlenmelerinin hepsi ilkinde olduğu gibi Irak Kürt hareketinin tezahürü olmuştur. Suriye Kürtlerinin siyasal partileri, KDP-KYB’ye olan yakınlıklarına göre birbirleriyle mücadeleye girmişlerdir. Her parti kurma ve örgütlenme girişimi, birbirleriyle çatışmaları ve mücadeleleri neticesinde sona ermiştir. Tabi ki bunda Irak’taki Kürt hareketlerinin kendi içlerinde yaşadığı anlaşmazlıkların benzeri olarak hükümetin birbirine düşürme politikaları da etkili olmuştur. Irak Kürtlerinin etkisinin yanı sıra Suriye’deki Kürt hareketinin liderlik mücadeleleri, örgütlenme sorunları ve dış güçlerle ilişkide yaşadıkları sorunlar, hareketin, ne istediğini bilemeyen, dağınık ve zayıf bir niteliğe bürünmesine neden olmuştur.


Ayrıca Baasçı Hafız Esad, PKK’ya destek vererek Suriye’deki Kürtlerin siyasal vizyonunu Türkiye’deki Kürt sorununa kaydırarak kendi içindeki Kürt sorununu Türkiye’ye ihraç etmiştir. Nitekim belli bir seviyeye kadar başarılı da olmuştur. O dönemde birçok Suriyeli Kürt PKK’ya katılarak Türkiye’ye karşı terör eylemlerinde bulunmuştur. 2000’li yılların başında Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin gelişmesiyle birlikte PKK, Suriye’den aldığı doğrudan desteğin kesilmesiyle, Suriye’de PYD adında kendisine yakın bir paravan örgüt kurmuştur. Bu örgüt Suriye Kürtleri üzerinde, geçmişten beri gelen Türkiye merkezli Kürt sorunu algılamasının devam etmesine neden olmuştur.



2003 yılında Irak’ın işgali ile Suriye’de yeni beklentiler doğmuştur. Irak’takine benzer bir federal yapı için örgütlenen Kürt muhalifler 2004 yılında Kamışlı’da bir ayaklanma gerçekleştirmişlerdir.


Suriye’de Mart 2011’e kadar olan süreçteki Kürt hareketleri etkisiz ve yetersiz kalmıştır. Ancak ülke çapındaki bu ayaklanmanın patlak vermesiyle birlikte, ülke Kürtleri bu ortamdan yararlanmaları gerektiği bilincine varmıştır. Bu süreçte de birçok örgütlenme girişimleri olmuş, Arap muhalefetiyle ilişkilerinde gayet tutumsuz bir politika izlemişlerdir. Ancak kurdukları birkaç çatı örgütlerinden sadece Kürt Ulusal Konseyi(KUK) bir çatı örgüt vazifesi görmüştür.


KUK’un düzenlediği Erbil toplantısına katılan partiler arasında her ne kadar görüş ayrılıkları yaşanmışsa da bazı ortak kavramlarda uzlaşabilmişlerdir. Bu kavramlar şöyledir: Kendi kaderini tayin, ademi merkeziyetçilik, demokrasi, özerklik, parlamenter ve çoğulcu sistem. Bu kadar görüş ayrılığı yaşayan partilerin uzlaşma sağladığı bu nokta çok önemlidir.


Suriye’de yaşayan Kürtlerin nihai hedefi elbette sadece bunlar değildir. Bu talepler kısa ve orta vadeli talepler olmakla birlikte uzun vadede bir Suriye Kürt bölgesinin temelini teşkil etmektedir. Ancak şu ana kadar ne Suriye muhalefeti ne de rejim, bir Kürt bölgesinin varlığını kabul etmemiştir. Buna karşılık PYD ve KUK ortak adım atma kararı almış, Kürt partileri her ne kadar birbiriyle mücadele içerisinde dahi olsa birlik olmaya çalışmışlardır. Bu durum Suriye Kürt hareketinde on yıllardır devam eden PKK ile KDP-KYB rekabetinin yerini işbirliğine bırakmıştır. Bu işbirliğinin başlıca nedenleri;


-Her iki taraf da Esad’ın gideceğine kesin gözüyle baktığı için oluşacak yeni düzende kendilerine de yer bulmak istemişlerdir. PYD de bu doğrultuda tavır değiştirmiş ve Esad ile arasına mesafe koymuştur.
-PKK ile KDP de bu süreçte birbirlerine muhtaçtırlar. PKK, KDP’nin lojistik ve mali desteği olmadan Suriye’de istediği yapıya ulaşamayacaktır. KDP ise kendisine yakın siyasi partilerin Suriye içerisindeki etkinliklerinin son derece zayıf olduğunun farkındadır. KUK’un etki alanı Kamışlı bölgesiyle sınırlı denilebilecek kadar azdır. Dolayısıyla Suriye coğrafyasında PKK’nın etki alanıyla mücadele edebilecek güçte değildir.
-Suriye’de şu an çatışmalar Esad güçleri ile Özgür Suriye Ordusu arasında geçse de Kürtler bunun mezhepsel çatışmaya döneceğine inandıklarından süreç sonunda kendilerinin dengeleyici güç olabileceklerine inanmaktalar.


Suriye’de Esad yönetimi değişse dahi kısa ve orta vadede bir Kürt devletinin kurulma ihtimali söz konusu değildir. Ancak federal bir yapıya geçilip, özerklik alabilir. Bunun için de Esad’ın iç sebepler sonrasında ayrılması durumu düşünülürse, Kürtlerin, Arap muhalefetiyle anlaşıp birlikte hareket etmesi gerekir. Fakat önce kendi içerisinde birlik olması ve Arap muhalefetine gücünü hissettirmesi lazım. Öte yandan Esad’ın dış müdahalelerle ayrılması durumunda bölgeye müdahil olan güç veya güçlerle sıkı bir ilişki içerisinde olması lazım, tıpkı Irak örneğindeki gibi. Ancak Irak gibi olabilmesi için Suriye’nin tek ve en zengin petrol bölgesi olan Haseke bölgesini iyi kullanması gerekir. Çünkü bölgede hatırı sayılır bir Kürt nüfusu yaşamaktadır.


Durumun Türkiye için taşıdığı ehemmiyete gelecek olursak; Türkiye’nin bölgede, çok dikkatli politika izlemesi gerekir. Esad’ın gideceğine kesin gözüyle bakılırken, Türkiye’nin Arap muhalefetiyle iyi ilişkiler kurması gerekmekte ve Suriye’de Kürtlerin sistem içinde tutularak, Türkiye’ye zarar verebilecek bir ortamın engellenmesi için Arap muhalefetine önemli rol
düşmektedir. Ayrıca Türkiye’nin Suriye Kürtleri ile de dolaylı ve doğrudan ilişkiler kurması gerekmektedir. Suriye Kürtleri içerisinde PKK’nın etkinliğini arttırmamak ve bu etkinliği en aza indirebilmek için Türkiye’nin, Suriye Kürtlerini sistemin içine entegre etmesi gerekmektedir.

23

Tolga Bozkurt22 Ekim 2012Yorum Yaz

Arap Baharı Bağlamında Suriye Kürt Hareketleri – l


‘Suriye’de kuzey Irak benzeri bir Kürt yönetimi veya devleti mi kurulacak?’


‘Arap Baharı’nın, sonbaharının başlangıcı olan Mart 2011 döneminde dominolar Suriye coğrafyasına yıkıldı. Arap dünyasında oldukça ateşli ve kanlı değişimler doğuran süreç haliyle Suriye’de de yankı uyandırdı. Bu yankı temelsiz ya da saman alevi şeklinde değildir ve elbet de sürpriz olarak nitelendirilmemiştir. 1963 yılından beri iktidarda olan baskıcı Baas rejimine karşı bir patlama niteliğindedir. Ve doğal olarak ülkenin çabucak atlatabileceği bir süreç değildir. Bahse mevzu olan süreç pek çok tartışmalar da doğurmuştur. Bu tartışmaların en önemlilerinden biri de Irak’ın kuzeyindeki özerk yönetimin, Suriye’de tezahür edebilme tartışmasıdır. Bu konuyu incelemek maksadıyla naçizane bir önceki yazımda Irak Kürt hareketlerine kısaca değinmeye çalışmıştım. Bu yazıyla da Suriye’deki Kürt hareketine değinmeye ve yazının başındaki soruya cevap aramaya çalışacağım.

 




Suriye’de yaşayan Kürtlerin sayısı hakkında net bir bilgi yoktur. Bunun sebebi, Suriye’de etnik kökene ya da ana dile dayalı nüfus sayımının yapılmamasıdır. Ayrıca ülkede kimlik verilmeyen pek çok Kürt vardır. Dolayısıyla kimliği olmayan Kürtler vatandaş sayılmamakta ve istatistiklerin dışında tutulmaktadır(Bazı uluslararası kaynaklara göre bu rakam 350.000 civarındadır. Ancak bu rakamın doğruluğu konusunda ciddi şüpheler vardır. Bazı Amerikan kaynaklarında bu rakamın abartılarak kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Arap Baharı’nın ülkeye sıçramasıyla birlikte Esad’ın gerçekleştirdiği ilk eylemlerden birisi, kimliği olmayan Kürtlere kimlik verilmesi olmuştur. Ancak hükümetin verdiği bilgiye göre vatandaşlık için başvuranların sayısının 35.000’i geçmediği belirtilmiştir.).


Ülkedeki Kürt nüfusuna ilişkin, 1960’lı yıllardan itibaren uluslararası çapta kabul gören çeşitli rapor, makale, kitap vb. gibi yayınlarda Suriye’de yaşayan Kürtlerin sayıları genellikle nüfusun %10’u civarında (genellikle %8-9) olduğu ileri sürülmektedir.[1] Ülkenin genel nüfusunun 21-22 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Kürt muhalif hareketler ise Suriye’de yaşayan Kürtlerin sayısını 3,5-4 milyon olarak ifade etmektedir.[2]


Suriye’deki Kürtler yoğun olarak ülkenin kuzeyinde, Türkiye ve Irak sınırında yaşamaktadırlar. Kürtler ülkede, Halep(şehir merkezine önceden göç etmiş Kürtler, Afrin ve Ayn al-Arab), Haseke(şehir merkezi, Kamışlı, Amuda, Kahtaniye, Malikiye, Cevadiye, Ras El Ayn ve Derbesiye) bölgelerinde yoğun olarak yaşamakla birlikte Şam, Lazkiye, Hama ve Humus bölgelerinde de yaşamaktadırlar.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesiyle birlikte Türkiye ve Irak’takilerden daha az sayıda Kürt, Fransız mandası altındaki Suriye topraklarında kalmıştır. Fakat 1920’li ve 1930’lu yıllarda Türkiye’de çıkan Kürt ayaklanmalarının bastırılması ve 1927 Hoybun Komitesi’nin kurulması sonrasında birçok Kürt, mülteci olarak Suriye’ye geçmiştir. 1920-1946 manda yönetimi sırasında Fransa’nın “çeşitlilik yaratma politikası” çerçevesinde gelen tüm farklı etnik unsurlar, Suriye uyruğuna kabul edilmiştir. Ancak, Kürtlerin okul kurma, Kürtçenin resmi dil olarak tanınması ve Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgelere Kürt yönetici atanması gibi taleplerini kabul etmemiş, bu süreçten sonra bir soğuma başlamıştır.[3]


1950’li yılların ortalarına kadar fazla sorun yaşanmamış, ancak 1956 yılında Baasçıların güç kazanmasıyla birlikte, Araplar ile Kürtler arasında günümüze dek süregelen gelişmelerin yaşandığı gerilimler başlamıştır. Arap milliyetçiliğinin yükselişe geçmesi ile birlikte, okullarda Kürtçe öğretimi yasaklanmış, Kürtçe yayın yapan basın kuruluşları kapatılmıştır. 1958 yılında Mısır ile Suriye’nin bir araya gelerek Birleşik Arap Cumhuriyetini kurmasıyla birlikte Arap milliyetçiliği hat safhaya ulaşmıştır. Bu dönemde yüzlerce Kürt, subay ve ast subaylar da dâhil olmak üzere, ordudan uzaklaştırılmıştır.


1960’lı yıllarda Irak’taki Kürt hareketlerinin başarı elde etmesi Suriye hükümetini tedirgin etmiş ve Kürtlere yönelik farklı stratejiler uygulanmaya başlanmıştır. Bu planın bir parçası olarak, yerel toprak ağası Kürtlerin mal varlıkları toprak reformu çerçevesinde dağıtılmıştır. Bu doğrultudaki bir başka plan ise Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere Arap aşiretlerinin yerleştirilmesi ve bölgelerin Araplaştırılması girişimidir. Böylelikle Türkiye ve Irak sınırında yaşayan Kürtlerin, Türkiye ve Irak’taki Kürtlerle fiili entegrasyonu engellenerek araya kordon çekilmeye çalışılmıştır.


Yazı, bir sonraki yayınımla devam edecektir…



[1] Human Rights Watch, Syria: The Silenced Kurds, 1 October 1996, E804, available at: http://www.unhcr.org/refworld/docid/3ae6a8260.html [accessed 24 February 2012] Kurds in Syria: Groups At Risk AndReactions Against Political Activists” Landinfo Country of Information Centre, 16 Haziran 2010 http://www.landinfo.no/asset/1513/1/1513_1.pdf ; Robert L f owe, The Syrian Kurds: A People Discovered,Chatham House Briefing Paper, Ocak 2006, http://www.chathamhouse.org/sites/default/files/public/Research/Middle%20East/bpsyriankurds.pdf
[2] Jawad Mella, Kurdistan and The Kurds: A Divided Homeland and a Nation without State, WesternKurdistan Association Publications – London 2005, s. 25; Michael Weiss, “Syrian Kurd Leader:Revolution Won’t Succeed Without Minorities,” The Atlantic, 20 Ocak 2012, http://www.theatlantic.com/international/archive/2012/01/syrian-kurd-leader-revolution-wont-succeed-withoutminorities/251660/ ; Rebin Hassan, “Leader: Kurds will hoist Kurdistan flag in librated zones of Syria,”AK News, 24 Temmuz 2012, http://www.aknews.com/en/aknews/4/318479/ ; Kürtlerin nüfusun%15’ni oluşturduğu iddiası için bkz. Salah Bedraldin,The Kurdish National Movement in Syria, TheKurdish Kawa Cultural Society, 2003, s 15.
[3] Suriye’de Kürt Hareketleri, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi, Rapor No:127, Ağustos 2012, Ankara
23

Tolga Bozkurt22 Mart 2012Yorum Yaz

Suriye ve Dengeler

      Ortadoğu’da domino etkisi yaratan “Arap Baharı” ile beraber diktatörlük rejimleri birer birer yerle bir olmuştu. Kimi uzun kimi kısa süren ama kanlı süreçlerin neticesinde değişen dengeleri kuran mevcut güçlerin, pek bir şey yapamadığı bir uzantısı daha var bu “baharın”; Suriye meselesi. Beşşar Esad’ın rejimi bir yılı aşkın süredir bu devrimler silsilesine katılmamakta inat ediyor. Bunu bir nebze de babası Hafız Esad’ın yönetimi ele geçirdikten sonra kurduğu sisteme borçludur. Carnegie Ortadoğu Merkezi’nden Paul Salem, 1970 yılında bir darbeyle işbaşına gelen Hafız Esad rejiminin, her türlü darbe girişimi ve isyana dirençli bir yapı geliştirdiğini belirtiyor. Baba Esad, zamanında karmaşık bir istihbarat yapısı kurdu. Kurduğu sistem yalnızca herkesi izlettirmekle kalmadı, izleyenleri de izlemeye aldı. Yönetiminin kilit noktalarına, bağlı olduğu Nusayri mezhebinden yakınlarını yerleştirdi, Hristiyan ve Dürzî azınlığı da yanına çekerek, onları Sünni çoğunluktan gelebilecek tehlikelere karşı koruduğu izlenimi yarattı. Sistem o kadar sağlam ki, ihanet, saf değiştirme, ve muhalefet gibi olasılıklara karşı tüm yetkilileri “Muhaberat” kısa adıyla bilinen istihbarat dairesi tarafından izlemeye alınmıştır. Ve saf değiştirmeler genellikle ordunun alt kademelerinde gerçekleşmiştir.

      Tabi sistemin sağlam veya çürük olması sadece iç meseleleri etkiliyor. Bunun dışında, diğer ülkelerin devrimlerinde de olduğu gibi dış dinamikler etkisini de göz önünde bulundurmak lazım. Suriye konusunda, diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi muhaliflere büyük bir destek söz konusu değil. Küçük çaplı destekler tabi ki mevcut. Lakin büyük çapta bir destek yok. Lübnan’da yaşayan Suriyeli muhaliflerden Hişam el Malih’in de savunduğu gibi, Hür Suriye Ordusu, Esad rejimiyle başa çıkabilecek tek güç durumunda. El Malih, “Daha Şam hükümetini kınama konusunda bir uzlaşmaya varamamış uluslararası toplumun Libya gibi Suriye’ye müdahale edebileceği olasılığı oldukça zayıf. Uluslararası toplum, Hür Suriye Ordusu’na en azından silah desteği verebilir” diyor.

      Bu konuda Birleşmiş Milletler ise tutarsız bir tavır sergiliyor. Birleşmiş Milletler’de, bu konuda geçen ay bir karar tasarısı teklifinde bulunuldu. Suriye’deki şiddetin sona ermesi ve Suriye rejimi tarafından yapılan insan hakları ihlallerini kınayan karar tasarısında uzlaşmaya varılamadı. Daimi üye olan Rusya ve Çin’in bu tasarıyı veto etmesi uzlaşmayı engelledi. Peki Rusya ve Çin bu tasarıyı neden veto etti?

      Ortadoğu’da yaşanan “Arap Baharı”nın Amerika ve Batı dünyasının lehine sonuçlanacağı endişesi Rusya ve Çin’in bu tasarıyı veto etmesinde büyük bir rol oynamıştır. Bu iki devlet de, ayaklanmalar sonucu oluşan yeni iktidarların Amerika’nın çıkarlarını gözetecek iktidarlar olmasını istememektedirler. Ayrıca Rusya’nın Suriye’yle imzaladığı kârlı askeri anlaşmalar ve Tartus’ta bulunan Rus deniz üssü de Rusya’nın Beşşar Esad rejimini destekleme nedenlerinden biri. İşin ilginç tarafı bu gibi nedenlerden dolayı bu tasarıyı veto eden Rusya ve Çin, tekrardan tasarıyı kabul etme kararı aldılar. Acaba kararlarını değiştirmelerinde etkili olan faktörler nelerdi?

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services