Posts Tagged ‘terör’

28

Genç Çınar22 Eylül 20131 Comment

Tanımlanamayan Terörizm

Hayatımızın birçok alanında sıkça duyduğumuz bir kavram haline geldi ”terör,terörizm”. Spor müsabakalarında holigan terörü ya da gazetelerin 3. sayfalarında rastladığımız cinnet geçiren eş terörü. Bunların yanı sıra kullandığımız çoğu alan siyasi arena. Ben, bugün sizlere siyasi anlamda terörizm ve aslında terörizmi tanımlamanın ne derece zor olduğundan bahsedeceğim.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde terör; yıldırmak anlamında kullanılır. Kontrolsüz kitlelerin yarattığı aşırı şiddet ve katliamlar anlamını da taşır terör. Terörizm ise terörün iradi kullanılmasıdır.

Tabii ki bunlar objektif olarak yapılan terör tanımlarıdır. Ancak terörün subjektif yapısına, nedenlerine ya da çoğunlukla ülkeler arasında birer silah, birer maşa olarak kullanılmasından dolayı evrensel bir tanımı söz konusu değildir. Kimine göre terörist olan bir unsur başkasına göre bağımsızlık, özgürlük özelliklerini taşıyabilir. Bu bağlamda yapılan birçok çalışmaya rağmen Birleşmiş Milletler de terörün evrensel bir tanımını yapamamış; sadece terörü kınamakla yetinmiştir.

1290006_334229770047398_1981931348_n Devamını oku…

7

Ahmet Faruk Bakacak18 Ocak 2013Yorum Yaz

Türk Meselesi

Düzenli olarak elli üç tane köşe yazarı takip ediyorum. Bu yazarlar ülkemizin gündemini değiştirmede etkili olan insanlar. Yazdıkları kitaplar, aldıkları eğitim ve özelikle yazdıkları köşe yazıları dikkate alınacak olursa, bu insanlar hasbel kader okuyan toplumun zihinsel psikolojisini oluşturmakta epey mahirler. 2013 yılına girdiğimizden bugüne yazdıkları yazılar ise ekseriyetle PKK, Kürt meselesi, ülkemizdeki terör, bitirilmesi için uğraşılan süreci aktarma ve kendi yorumlarını içeriyor. Kimi PKK’nın ekonomik yönünü, kimi sosyal, kimi siyasal yönünü, kimi de ülke bütünlüğü ile alakalı yönünü eleştiriyor. Ve bu bağlamda kendilerince çözüm önerileri öne sürüyorlar. Hükümetin izlediği politikaları destekleyen de var,tenkit eden de; geçmişte yapılan hatalardan bahseden de geçmiştekileri aklamaya çalışan da.

Facebook, twitter gibi sosyal alanlarda yazılanların haddi hesabı yok. Tabiri caizse ağzı olan, yani üyeliği olan konuşuyor. Kaldı ki bizim insanımız yazılanı bile okumaktan aciz. Ne sağcılar, ne de solcular kendi çözüm önerilerinde hemfikir bile değiller. Anti-parantez şunu her zaman belirtiyorum, burada bir kez daha ifade etmek isterim ki, Pkk ve saz grubunun inandığı kadar biz bu işi çözeceğimize inansa idik, problem bu boyuta ulaşmadan hallolurdu. Şu da bir hakikattir ki tarih, meselenin bu boyuta gelmesine göz yuman hiç kimseyi asla ve kat’a affetmeyecektir.

Peki, ne anlatmak istiyorum ben?

Türkiye’de yaşayan, bu ülkede üniversite okuyan bir genç olarak, sorumluluk ve aidiyet duygusunun bizde çok az olduğundan dert yanan ve durumdan muzdarip olan çaresizlerden biriyim ben.
Öncelikle geçmiş günlerde şahit olduğumuz tepkileri ve çözüm süreci diye adlandırılan süreci değerlendirmek istiyorum. (Üç tane Pkklı öldü diye yazılanları, değerlendirmeyi ise değerli okuyucunun vicdanına bırakıyorum)

Tanıdığım insanların arasında şehit haberi duyunca o gün tıraş olmayanlar, o gün müzik dinlemeyenler, suratı asık gezenler, mesaj yolu ile Fatiha zinciri oluşturmaya çalışanlar, hele şehit kendi yaşadıkları memleketten ise, o günün bütün programlarını iptal edip siyahları giyerek huşu ile cenaze namazını bekleyen de var; olanlardan haberi olmayan, olsa bile aldırmayan, sokakta kahkaha atmakta hiçbir beis görmeyen, iş yerlerinde yüksek sesle müzik açan, bana değmeyen yılan bin yaşasın diyen,  birilerinin canlarını kendileri için verdiklerini umursamayanlar ve bir gün bu melun ateşin kendi evlerine de gelebileceğini düşünmekten aciz olanlar da var.

Peki, ekonomik yönden bir uluslararası şirket gibi çalışan, dünyadaki uyuşturucu ticaretinde önemli bir role sahip, kaçakçılığın piri, sadece kaçak sigara, kaçak mazot ve kaçak elektronik eşyalardan bahsetmiyorum, insan kaçakçılığı dolayısı ile organ mafyalığını çok iyi yapan bir pislik grubundan bahsediyorum. Dahası, sadece Türk halkına değil, alakaları sağlam kuracak olursak tüm Müslümanların başına bela olan bir illetten bahsediyorum. Zira, dünya Müslümanlarının Türkiye’den beklentilerini herkes iyi bilmektedir.

Kimin ülkemizle ilgili en ufak hesabı olsa, bu hesabı Pkk üzerinden görmeye çalışan, (bu bağlamda örgüte finansal ve lojistik sağlayan, böylelikle örgütün eylemlerinin sıklaşmasını ve daha güçlü bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktadırlar) ahlak dışı politika izleyen devletlerin desteklediği bir taşeron şirketten bahsediyorum. Örgütlerinin liderlerinin doğum günlerini geçerli bir sebepmiş gibi absürt bir şekilde kutlamaktan çekinmeyen, masum insanların canına kıymaktan ve bu kıyıma yaşlı, kadın, çocuk diye ayrım yapmaya ihtiyaç duymayan bir caniler topluluğundan bahsediyorum. Yazarken duygusallaştığım ve canımızı yakan bir virüsten bahsediyorum.

Çözüm için mi?   

Çözüm için ise çok zor bir önerim yok. İnsanlarımız bu illetten haberdar olsun yeter. Yani tepki versinler yeter. Mesela lanetlesin Cuma hutbesinde imamlarımız. Konu ile ilgili bilinçlendirilsin öğrencilerimiz.

İnadına doğuya yatırım yapsın zenginlerimiz ve hiçbir şey yapamayanlar ise dua etsin.

Yoksa bir çınar olma yolunda ki emin ve çetin adımlarla yürüyen ülkemizin daha çok can kaybedeceğini belirtmek isterim. Ve çözüm için her noktada birleşelim, bir olalım ve inanalım. Kimseden medet ummadan, kimseye ihtiyaç duymadan, kendi kararlılığımızla bitirebileceğimize inanalım bu problemi.
Biz inanırsak kendi kanında boğarız PKK’yı da ,değirmenine su taşıyanı da.

Ama ilk adım, inanalım.

Çünkü Allah, gerçekten inanlarla beraberdir. (Enfal Suresi / Ayet 19)

31

Sefa Yılmazel9 Ocak 2013Yorum Yaz

Sorularla Müzakere

Müzakereler başladı, geçtiğimiz hafta devlet yetkilileri ve DTP temsilcileri İmralı Ada’sına giderek terörist başı Öcalan ile ‘görüşmelere’ başladı.

Konu üzerine yazı yazmak için birkaç gündür, düşünüyordum. Malum, öyle bir konu ki, nasıl yaklaşırsan yaklaş illa ki birileri rahatsız olacak. Amacım, birilerini rahatsız etmek veya memnun etmek değil. Amacım, naçizane kendi görüşlerimi aktarmak ve aklımdaki soru ve teorileri sizlerle paylaşmak.

Bilindiği üzere,  Öcalan 1999 yılından beri İmralı Adası’nda ‘mahkûm’. Örgütün bir numaralı ismi yakalanmış olmasına rağmen, örgüt, iki üç yılda kendini toparlayarak, daha da güçlendi ve korkunç eylemlere imza attı. Çoğu kişi, PKK’nın dış güçlerin bir oyunu olduğunu, ülkemizin birliğinin sağlanmasını istemeyen şer odaklarının bu işte parmaklarının olduğunu söyler. PKK’nın diğer bütün terör örgütleri gibi dış destek aldığı aşikâr, son dönemlerde belli bir takım güçler tarafından desteklenip, yüksek düzeyde istihbarat gerektiren kanlı eylemler gerçekleştirmesi bunun bir göstergesi.

Bu bağlamda;

1)  Apo ve PKK ile görüşen devlet, örgütü destekleyen devletler ve istihbarat kurumları ile ilgili bir plana sahip mi? Bu müzakereler çerçevesinde, ‘dış’ destek nereye konuldu?


    

2) Genç yaşta kandırılıp, dağa kaçırılan veya gönüllü olarak gitmeyi tercih eden çocuklar ile ilgili hükümetin herhangi bir sosyolojik çalışması mevctu mu? Neticede, terör yalnızca bir terörizm sorunu değil, aynı zamanda  sosyolojik boyutu, altyapısı olan bir sorundur.

3)  Sözde çözüm süreci neticesinde mevcut durumda suça bulaşmış olan kişilerle ilgili ne gibi bir yaptırım uygulanacak? Silahları gömüp, ellerini sallayarak ülke dışına mı çekilecekler veya ‘çözüm’ uğruna cezaevine girmeyi mi kabul edecekler?

4) Uğrunda ölmeyi, öldürmeyi göze almış bu katillerin ‘topluma kazandırılması’ gibi bir durum söz konusu ise, bu nasıl sağlanacaktır? Bu kişilerin, sözde ‘davalarından’, ‘özgür’ yaşantılarından ne karşılığında vazgeçmesi bekleniyor?

Gelelim en can alıcı soruya. Bir süre önce açlık grevleri yapıldı, baya bir gürültü oluşturulmaya çalışıldı. Medyada, bir grup yazar, birilerinin ölmesini dört gözle bekledi, lakin enteresan bir şekilde 67 gün süren eylemlerde kimse hayatını kaybetmedi, hatta hayati tehlike bile geçirmedi diyebiliriz. Peki, nasıl son bulmuştu, bu açlık grevleri? Apo’nun bir sözüyle herkes açlık grevini bitirdi ve ortalık süt liman oldu. Burada bana göre, Apo’nun gücü ve etkisi net bir şekilde gösterilmeye çalışıldı. Şu anda yapılan müzakerelerde, Apo’nun başrolü oynaması da bunun en canlı örneği. Dolayısıyla, gelecek olan tepkilere önceden bir cevap verilmiş oldu. Gelelim sorumuza;

5) Bebek katili Öcalan, bu görüşmeleri babasının hayrına yapmadığına göre, bunu neden yapıyor? Bu şerefsize karşı verilen bir söz var mı, varsa bu söz Türk Milleti adına hangi ‘hain’ tarafından verilmiştir?
Aklımdaki, sorulardan birkaç tanesini paylaştım sizlerle. Çok doğal bir şekilde, ”Peki, senin önerin nedir, eleştirmek yetmez, karşısına bir de çözüm sunman gerek” diyebilirsiniz. Öncelikle, şunu belirtmek isterim ki, hükümetimiz terör konusunda telafi edilmeyecek hatalar yapmıştır. Recep Tayyip Erdoğan, eski liderlerin atamadıkları adımları atıp, adını tarihe yazdırmak istedi. Lakin, Erdoğan öyle adımlar attı ki, keşke hiç atmasaydı dediğimiz türden adımlardı bunlar.

İnsanlara sunulan ‘analar artık ağlamıyor’ sloganları, toplumu ertelenen kötü son için avutmaktan başka bir şey değil. Terörü yalnızca müzakere yöntemi ile çözemenin mümkün olmayacağı kanaatindeyim. 30 yıldan fazladır canımızı yakan, evlerimize ateş düşüren bu sorun ancak ve ancak ‘akıllı’ stratejiler vasıtasıyla çözülür. Bu da çok yönlü politikalar ile mümkündür. Terörist ile silahlı mücadele edip, sosyolojik bir arka planı olan terörizm ile de daha soft bir şekilde mücadeler edilmeli. Örgüt yerine, halk ile müzakere edilip, bölge içersinde kalıcı sorunlar üretmenin yolları aranmalı. Fakat, silahlı unsurlar ile ‘müzakere’ bugün olmazsa, yarın bizi bulunduğumuz noktadan daha da geriye götürecektir.

Son olarak, Sayın Başbakanımızın konuyla alakalı söylediklerini paylaşacağım sizlerle;

“ Bizim dört kez bunlarla bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir. Bugüne kadar AK Parti iktidarı olarak terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, oturmayacağız da…’’

21 Ağustos 2010 Kayseri Mitingi

Başbakan olarak Emre Taner Bey döneminde İmralı’ya gönderdim, daha sonra Oslo’ya gönderdim. Daha sonra Hakan Fidan Bey döneminde bu adımları attık. Şu anda gerekli gördüğümüz halde bu adımları atarız. Bütün ülkeler istihbarat teşkilatını bu iş için kullanır. Şu anda bizim MİT ne zaman adım atılması gerekirse bu adımı atabilir. Bu konuda bizim atmaması istikametinde bir ön kabulümüz yoktur. Yeri geldiğinde bu adımı atarız ”

27 Eylül 2012 – NTV

“ Burada bir şeyi birbirine karıştırmayalım. Biz siyasi iradeyiz, siyasi iktidarız. Biz siyasi iktidar olarak, siyasi hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız. Böyle bir şeyimiz bizim asla olmamıştır, yoktur, olamaz da. Şu veya bu şekilde çeşitli kurumlarıyla bu tür bazı münasebetler gerekirse devlet onu kendisi yapar. Burada bunu birbirine karıştırmamak gerekir. ”

24 Ağustos 2010 – Show TV

‘’ Terörle kim iç içe? Terörle iç içe olanla neyi konuşacağız. Terör örgütüyle mücadele ama siyasi uzantılarıyla müzakere dedik. Bakıyorsunuz bu partinin 9 milletvekili teröristlerle kucaklaşıyor, yanak yanağa öpüşüyor. Şimdi nasıl olacak da ben teröristle yanak yanağa olan, sarmaş dolan olan bir eş başkanla nasıl konuşacağım. Artık siyasi uzantılarla müzakere noktasında değilim. ”

27 Eylül 2012 – NTV

” Operasyonlar konusunda terör örgütüyle mücadelemiz sürecek. Siyasi uzantısıyla da görüşürüz dedik. Şimdi de bunu yapıyoruz

9 Ocak 2013 – Nijer

Her şey ortada önemli olan ‘gerçeği’ istemek.
17

Yunus Emre Oğuz28 Mart 2012Yorum Yaz

Terörle Mücadelede Yeni Dönem

Geçtiğimiz temmuz ayında yaşanan Silvan saldırısı sonrası başlayan teröre dönük operasyonlardan sonuç alınmış,Uludere olayına kadar bu süreç başarıyla sürdürülmüştü.Devletin içindeki teröre destek veren derin kanat, yabancı bir ülkenin istihbarat servisiyle birlikte Uludere senaryosunu başarıyla gerçekleştirmiş ve 7 Şubat 2012’den beri operasyonlar durma noktasına kadar gelmişti.Yavaştan başlayan operasyonlar Nevruz’da yaşananlarla tekrar sekteye uğradı.Burada KCK-PKK-BDP üçgeninin tek bir amacı var,devlet ile halk çatışması yaratarak devrimci halk savaşını başlatmak ve bölünmeye giden son yola girmek.Fakat iki olayın sonucunda da bu hedefin önü kesildi.

Sızdırılan Oslo görüşmelerinden(sızdırılmayan 9 kaset daha olduğu söyleniyor) PKK ile bir şekilde görüşme ya da müzakere yapıldığı ortaya çıktı.Bu görüşmeler neticesinde devlet içindeki müzakereci kanadın göremediği en büyük şey PKK’nın silah bırakma gibi bir isteğinin olmadığıydı.Yaşanan süreçte de bunu gayet açık gördük.Son günlerde ortaya çıkan terörle mücadelede yeni strateji kapsamında aslında çok da yeni olmayan,10 yıllık AKP iktidarının terörle mücadele konusunda yazan çizen insanların dediklerine geldiğini görüyoruz.Burada en önemli nokta zararın neresinden dönersek kârdır mantığıdır.

Terörün iç dinamiklerinin yanında bir de dış dinamikleri mevcut.İran ve Suriye’nin PKK’yı desteklediği,Türkiye sınırları içinde yapılan bazı saldırıların İsrail tarafından planlandığı çok defa söylendi.KCK,kısa vadede Suriye’de yaşananları kendine örnek alıyor , “yazının başında bahsettiğim olaylardan beklediği sonucu alabilseydi olayları Suriye’deki gibi sokak çatışmalarına dönüştürmeyi hedefliyordu.Şimdilik bu hedefin önü kesildi,fakat bu sonucu almak için çeşitli eylemleri önümüzdeki süreçte görebiliriz.

Medyada, kendini barış taraftarı ilan eden müzakereci köşe yazarlarının  Uludere olayında devleti hedef göstermesi,Nevruz’da yaşanan olaylarda da ağızlarını açmaması hiç şaşırtıcı değil gerçekten.Bunların mantığı, “devlet silah bırakmazsa PKK silah bırakmaz”.Böyle bir anlayış dünyanın hiçbir ülkesinde yok.Devlet,”vatandaşının can güvenliğini sağlamasın” anlayışı da sadece Türkiye’de olur herhalde.Bir de İngiltere ve İspanya örnekleri sık sık gündeme getiriliyor,o ülkelerde yaşanan sürecin tamamı anlatılmaksızın toplum yanlış yönlendiriliyor,Türkiye’nin bu süreçte anti demokratik olduğunu ileri sürüyorlar.Bu sözde barışseverlerin amacının, “üzüm yemek değil ,bağcıyı dövmek” olduğu gayet açık.

Gelinen durumda hükümetin yanlışlardan döndüğü ve yeni süreçte sonuca dönük çalışmalar gerçekleştireceği söyleniyor.Bu noktada yeni süreç için şunları söyleyebiliriz :
-PKK’nın mutlak şekilde tasfiye edilerek kısa vadede Türkiye içinden,uzun vadede bölgeden temizlenmesi gerekmektedir.Bunun için de operasyonlar aralıksız devam etmelidir.
-Eğer yeni bir anayasa yapılacaksa da bu KCK-PKK varlığı sonlandırılmadan yapılamaz. Bu dikkatlerden kaçan çok önemli bir ayrıntıdır.
-Güvenlik politikasından taviz vermeyerek, eş zamanlı olarak temel hak ve özgürlükler noktasında da Türkiye’nin tamamına yönelik adımlar atılması gerekmektedir.

Yeni süreç güvenlikçi bir anlayış gibi görülmekle birlikte, sabote edilmeye oldukça müsait. Bu mesele partiler üstü bir mesele olduğu için sırf AKP’ye muhaliflik yüzünden bu süreç baltalanamaz. Herkes, elini taşın altına koyarak üzerine düşeni yapmak zorunda.

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services