Posts Tagged ‘Türk’

8

Burak Sünel3 Kasım 2013Yorum Yaz

Hicretin Sürekliliği ve Türk Muhacirler

4 Kasım 2013 günü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’den Medine’ye hicretinin 1435. sene-i devriyesini idrâk etmiş oluyoruz inşaallah: 1 Muharrem 1435.

Hicret vak’a mıdır, olgu mudur? Müslümanlar olarak hicreti ve hicret ruhunu algılayabiliyor muyuz? Hicret sadece Peygamber Efendimizin bir yerden bir yere gitmesi midir? Başka hicret olmamış mıdır? Sanıyorum kafa yormamız gerek bir husustur.

Abdullah lbn-u Sa’dî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına bir heyet olarak geldik. Ben: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğini zanneden bir kavim bıraktım’ dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: ‘Küffârla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir’ buyurdu.” Devamını oku…

8

Burak Sünel14 Ekim 2013Yorum Yaz

Doğu Türkistan’daki Zulmün Canlı Tanığı

Geçen akşam 1996′dan beri Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı bir ağabeyimiz Türkiye’ye kaçış sürecinde yaşadıklarını anlattı. Ayrıca Doğu Türkistan’daki müslümanların maruz kaldığı zulmu de aktarmış oldu. Dünyanın dört bir tarafında eziyet gören müslümanların olduğunu belirten ağabeyimiz “her yerde müslümanlar zulüm altında ama Doğu Türkistan’daki eziyet hiçbir yerde yoktur. Belki son aylarda Suriye’deki şiddet olayları hariç diyebilirim” dedi. İşte ağabeyin kaçış öyküsü ve müslümanlara Çin tarafından yapılanlar:

Evlendiğiniz zaman devletle bir çocuktan fazlasını yapmayacağınız konusunda antlaşma imzalıyormuşsunuz. İmzalamazsanız evliliğinize izin verilmiyormuş. Çin, kürtaj ile nüfusun artmasını engelliyormuş. Eğer şanslıysanız çok nadir hastane dışında, gizli bir mekanda doğum yaptırabilirsiniz. Kadın, hamileliğinin herhangi bir aşamasında resmi hastaneye gider gitmez karnındaki bebek kürtajla alınıyormuş.

Devamını oku…

17

Yunus Emre Oğuz31 Ocak 2013Yorum Yaz

Türklük Kompleksi

              Bir önceki yazımda,vatandaşlık tanımı üzerinden Türklük bahsine değinmiştim. Burada da milliyetçilik,ırkçılık ve bu konudaki güncel siyasi tartışmalar üzerinden geldiğimiz noktayı anlatmaya çalışacağım.

             Vatandaşlık tanımının etnik temelde yorumlanması,2009 yılında “Kürt açılımı” olarak başlayan,daha sonra çeşitli isimler değiştiren,en sonunda ise “milli birlik ve kardeşlik projesi” denilen sürecin bugünkü haline gelmesinin doğrudan neticesidir. Ülkemizde yaşayan insanların sürekli etnik kökeninin vurgulanması ve Türk kelimesinin kullanılmaktan imtina edilmesi, bu sürecin temel araçları idi. CHP milletvekili Birgül Ayman Güler’in geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalar, bu süreçte yanlış giden bir şeyler olduğunu göstermesi bakımından son derece önemliydi.

             Yaptığı açıklamalar dolayısıyla medya ve siyaset dünyası tarafında linç kampanyasına maruz kalan CHP’li Güler,daha sonradan ne demek istediğini açıklar mahiyette ikinci bir açıklama yaparak, ulus ve milliyet meselesinde kategorik sınıflandırma yaptığını ifade etti. Bu meseleler hakkında az buçuk bilgi sahibi olan bir kimse, CHP’li Güler’in yaptığı ilk açıklamadan da ne demek istediğini anlayabilirdi,kullandığı kelimeler problemli olsa da. Siyasal Kürtçülüğün medyada geniş yer edinmesi ve açıklama yapan milletvekilin CHP’li olması eleştiri dozunun artmasına neden olmuştur.

Mevcut durumumuz, 19.yüzyılda Osmanlı’dan ayrılmak isteyen halklar ile onlara karşı çıkanların durumuna çok benziyor. Müslim yahut gayrimüslim birçok etnik unsuru bünyesinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan aydın ve devlet adamlarının bir bölümü, ülkenin birlik ve bütünlüğü korumak için ayaklanmalar karşısında Osmanlılık çatısı altında birleşmeyi önermişti. O günkü koşullar altında devletin bekâsı için en makul yöntem buydu. Osmanlı’da Türkçülük akımı ise Balkan Savaşları’ndan sonra ortaya çıkmıştı,yani imparatorluk yıkılma aşamasına başladıktan,devletin mevcudiyeti tehlikeye girdikten sonra. Bugün de aynı şeyi görüyoruz. Türk milliyetçiliğinin karşısına yapay bir Kürt milliyetçiliği çıkarılarak ülkenin birlik ve bütünlüğü sarsılmaya çalışılıyor,var olan Türk milliyetçiliğine ve Türk kelimesine olağanüstü bir şekilde saldırılıyor.

             Yaşadığımız bu sorunu Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz son yazısında net bir şekilde özetliyor : “ Mesele, bir tarihî-kültürel varlık olarak, etnik değil cihanşumûl ve millî bir anlamı olan Türklüğün, bir etniklik olduğunun hem ülkeyi yönetenler hem de medyanın çoğunluğu tarafından, bir gerçeğin ifadesiymiş gibi takdim edilmesidir.” İşte geldiğimiz nokta tam olarak budur.

              PKK ve BDP’nin güdümündeki siyasal Kürtçülüğün -yani ırkçılığın- karşısında hazır olda bekleyen kimi köşe yazarı ve siyasetçi, Türk kelimesini kullanmaktan özenle kaçınırken, kullananlara karşı da ırkçı,faşist yaftası yapıştırarak içinde bulundukları durumu örtmeye çalışıyorlar. Millet kavramını ideolojileri sebebiyle baştan reddeden liberallerin başını çektiği bir grup gazeteci ve yazar, Türk Milleti kavramının kapsayıcılığı karşısında ciddi bir psikolojik savaş yürütüyor. Bireyi temel alan ve yücelten ideolojileri,aynı zamanda Kürtlüğü de savunarak yeni bir “siyasal kimlik” inşasında PKK-BDP ittifakına desteklerini son hızıyla sürdürüyorlar.

              Bir üst ve ortak kimlik olarak Türklüğün reddedilmesi ve etnik kimlik olarak ifade edilmesi, durumun bir komplekse dönüştüğünün göstergesidir. Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na yapılan baskılar da bunun kanıtıdır. Tarihsel ve doğal yaşantının sonucu olarak Kürt,Laz,Çerkez,Arnavut vs. isimlerdeki halklar Türk Milleti çatısı altında hem hukuken hem sosyolojik olarak birleşmiştir. Bu çatı altındaki halklar,etnik gruplar,topluluklar için farklı siyasal kimlikler üretmek birlik ve beraberliği değil,çözülmeyi getirir.

             Anayasalarımızdaki vatandaşlık tanımlarını tekrar hatırlatarak yazıma son veriyorum.

1876 Kanun-i Esasi Madde 8 : Devlet-i Osmaniye tabiiyetinde bulunan efradın cümlesine, herhangi din ve mezhepten olur ise olsun,bila istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.

1924 Anayasası Madde 88 : Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir.

1961 Anayasasının 54,1982 Anayasasının 66. Maddesi : Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

17

Yunus Emre Oğuz22 Ocak 2013Yorum Yaz

İçi Boşaltılan Türklük

Son yıllarda yaratılan bilgi kirliliğinden ve kavramların içinin boşaltılmasından en fazla zararı hiç şüphesiz “Türk” kelimesi ve onunla beraber kullanılan tamlamalar görmüştür. Bu dönüştürmenin altında yatan siyasi ve toplumsal birçok sebep bulunmaktadır. Bu yazıda değineceklerim, sebeplerden ziyade nasıl bir süreç geçirerek bu noktaya geldiğimiz üzerinedir.

“Türk nedir,kime denir,kimdir ?” gibi sorulara herkes farklı cevaplar verecektir. Dolayısıyla her kafadan bir ses çıkacak ve ortak bir tanım çıkarmak mümkün olmayacaktır. Türklük ile ilgili bu karmaşaya son vermek için Anayasamızın 66.maddesine bakalım : “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Bu tanımın yorumlanmasında yaşanan tartışmalar ülkemizdeki etnik sorunun ve oluşturulması muhtemel yeni sorunların temelini oluşturur. Hukuki bir tanım olan anayasadaki bu madde,bu topraklarda yaşayan etnik,ırksal ya da sosyolojik unsurları reddetmez,onlarla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmaz. Sadece devlet ve vatandaşı tanımlar. 


 

Vatandaş ile devlet arasındaki hukuksal bağın durumunu anlamadan getireceğimiz eşitlikçi,özgürlükçü yorumlar hikayeden öteye gitmez. Anayasanın bu maddesini ırksal ve etnik manada yorumlayan liberaller,bazı İslamcılar,ülkenin bölünmesini isteyen bölücüler ve çeşitli siyasi partilerden kişiler Türklük tanımının içini boşaltmak için görevlendirilmiş izlenimi verecek kadar ileriye gitmektedirler. Yazdıklarıyla,televizyon ekranlarından söyledikleriyle bu görevlerini ifa etmektedirler.

Bu konuda yapılan tartışmalarda en çok dile getirilen soru, “bu ülkede Kürt yok mu ?” ya da “sadece Türkler mi bu ülkede yaşıyor ?” soruları olsa gerek. Bu soruları soran, yukarıda saydığım gruplardaki kişilerin isteği,kendi söylemlerinden “eşit vatandaşlık” talebi. Bu zümrenin düşüncelerine göre eşit vatandaşlık nasıl olacak ? Anayasadaki o madde ya kalkacak ya da maddeye Kürt kelimesi eklenecek. Böylece Türkiye’de herkes, eşit vatandaş olmuş olacak. Acaba istenilen gerçekten bu mu ?


1980 darbesinden sonra Türkiye’nin her yerinde uygulanan işkence,kötü muamele ve birçok utanç verici eylem ,yapay bir etnik sorunun üretilmesine neden olmuştur. Darbe sonrasında Türkçe dışında tüm dillerin konuşulmasının yasaklanması ( sadece Kürtçe değil) ve tüm hapishanelerde işkenceler gerçekleştirilmesine (sadece Diyarbakır’da değil) rağmen, şuan toplumda öyle bir algı yaratıldı ki, bu kötülükler yalnızca Kürtlere,Kürt oldukları için yapıldı izlenimi yaratmıştır ve zihinlere yerleştirilmiştir. Bunun böyle olmadığını,tüm Türkiye’nin darbe sonrası acılar yaşadığını etrafımıza bakarak,büyüklerimize sorarak görebiliriz. 


Bu noktada Başbakanımızın birkaç söylemini hatırlatmakta yarar görüyorum. “Türk,Kürt,Laz,Çerkez… hepimiz biriz.” ve ” Üç kırmızı çizgimiz var: Tek devlet,tek bayrak,tek millet.” Bu iki söylemde çelişkiler ve tehlikeler var. Türkiye’deki tüm etnik grupları her seferinde ayrı ayrı sayarak birlik sağlamak nasıl mümkün olacak ? Bu birlik daha önce anayasamızda bir üst kimlik ve aynı zamanda ortak kimlik olarak yaratılmış Türklük tanımı ile sağlanmıştı zaten. İkinci husus da Ak Parti’nin kırmızı çizgileriyle ilgili. Tek devletten kastın Türkiye Cumhuriyeti olduğunu biliyoruz,tek bayraktan kasıt Türk Bayrağı. Tek milletten kasıt nedir,neden hiç zikredilmez ? O milletin ismi yok mudur ? Pek tabii ki vardır,ismi Türk Milleti’dir. Ancak,siyasi hesaplar nedeniyle söylenilmekten kaçınılmaktadır.


Sosyolojik olarak onlarca etnik unsurun yaşadığı Türkiye’de “hukuksal” olarak bir vatandaşlık tanımı yapılmıştır,ülkede yaşayan azınlıklar da Lozan’da belirlenmiştir. Bu tip meselelerde konuşurken elma ile armudu karşılaştırmaktan kaçınmalıyız.
 

Not : Bir sonraki yazım, bu yazının devamı niteliğinde olacak.

7

Ahmet Faruk Bakacak18 Ocak 2013Yorum Yaz

Türk Meselesi

Düzenli olarak elli üç tane köşe yazarı takip ediyorum. Bu yazarlar ülkemizin gündemini değiştirmede etkili olan insanlar. Yazdıkları kitaplar, aldıkları eğitim ve özelikle yazdıkları köşe yazıları dikkate alınacak olursa, bu insanlar hasbel kader okuyan toplumun zihinsel psikolojisini oluşturmakta epey mahirler. 2013 yılına girdiğimizden bugüne yazdıkları yazılar ise ekseriyetle PKK, Kürt meselesi, ülkemizdeki terör, bitirilmesi için uğraşılan süreci aktarma ve kendi yorumlarını içeriyor. Kimi PKK’nın ekonomik yönünü, kimi sosyal, kimi siyasal yönünü, kimi de ülke bütünlüğü ile alakalı yönünü eleştiriyor. Ve bu bağlamda kendilerince çözüm önerileri öne sürüyorlar. Hükümetin izlediği politikaları destekleyen de var,tenkit eden de; geçmişte yapılan hatalardan bahseden de geçmiştekileri aklamaya çalışan da.

Facebook, twitter gibi sosyal alanlarda yazılanların haddi hesabı yok. Tabiri caizse ağzı olan, yani üyeliği olan konuşuyor. Kaldı ki bizim insanımız yazılanı bile okumaktan aciz. Ne sağcılar, ne de solcular kendi çözüm önerilerinde hemfikir bile değiller. Anti-parantez şunu her zaman belirtiyorum, burada bir kez daha ifade etmek isterim ki, Pkk ve saz grubunun inandığı kadar biz bu işi çözeceğimize inansa idik, problem bu boyuta ulaşmadan hallolurdu. Şu da bir hakikattir ki tarih, meselenin bu boyuta gelmesine göz yuman hiç kimseyi asla ve kat’a affetmeyecektir.

Peki, ne anlatmak istiyorum ben?

Türkiye’de yaşayan, bu ülkede üniversite okuyan bir genç olarak, sorumluluk ve aidiyet duygusunun bizde çok az olduğundan dert yanan ve durumdan muzdarip olan çaresizlerden biriyim ben.
Öncelikle geçmiş günlerde şahit olduğumuz tepkileri ve çözüm süreci diye adlandırılan süreci değerlendirmek istiyorum. (Üç tane Pkklı öldü diye yazılanları, değerlendirmeyi ise değerli okuyucunun vicdanına bırakıyorum)

Tanıdığım insanların arasında şehit haberi duyunca o gün tıraş olmayanlar, o gün müzik dinlemeyenler, suratı asık gezenler, mesaj yolu ile Fatiha zinciri oluşturmaya çalışanlar, hele şehit kendi yaşadıkları memleketten ise, o günün bütün programlarını iptal edip siyahları giyerek huşu ile cenaze namazını bekleyen de var; olanlardan haberi olmayan, olsa bile aldırmayan, sokakta kahkaha atmakta hiçbir beis görmeyen, iş yerlerinde yüksek sesle müzik açan, bana değmeyen yılan bin yaşasın diyen,  birilerinin canlarını kendileri için verdiklerini umursamayanlar ve bir gün bu melun ateşin kendi evlerine de gelebileceğini düşünmekten aciz olanlar da var.

Peki, ekonomik yönden bir uluslararası şirket gibi çalışan, dünyadaki uyuşturucu ticaretinde önemli bir role sahip, kaçakçılığın piri, sadece kaçak sigara, kaçak mazot ve kaçak elektronik eşyalardan bahsetmiyorum, insan kaçakçılığı dolayısı ile organ mafyalığını çok iyi yapan bir pislik grubundan bahsediyorum. Dahası, sadece Türk halkına değil, alakaları sağlam kuracak olursak tüm Müslümanların başına bela olan bir illetten bahsediyorum. Zira, dünya Müslümanlarının Türkiye’den beklentilerini herkes iyi bilmektedir.

Kimin ülkemizle ilgili en ufak hesabı olsa, bu hesabı Pkk üzerinden görmeye çalışan, (bu bağlamda örgüte finansal ve lojistik sağlayan, böylelikle örgütün eylemlerinin sıklaşmasını ve daha güçlü bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktadırlar) ahlak dışı politika izleyen devletlerin desteklediği bir taşeron şirketten bahsediyorum. Örgütlerinin liderlerinin doğum günlerini geçerli bir sebepmiş gibi absürt bir şekilde kutlamaktan çekinmeyen, masum insanların canına kıymaktan ve bu kıyıma yaşlı, kadın, çocuk diye ayrım yapmaya ihtiyaç duymayan bir caniler topluluğundan bahsediyorum. Yazarken duygusallaştığım ve canımızı yakan bir virüsten bahsediyorum.

Çözüm için mi?   

Çözüm için ise çok zor bir önerim yok. İnsanlarımız bu illetten haberdar olsun yeter. Yani tepki versinler yeter. Mesela lanetlesin Cuma hutbesinde imamlarımız. Konu ile ilgili bilinçlendirilsin öğrencilerimiz.

İnadına doğuya yatırım yapsın zenginlerimiz ve hiçbir şey yapamayanlar ise dua etsin.

Yoksa bir çınar olma yolunda ki emin ve çetin adımlarla yürüyen ülkemizin daha çok can kaybedeceğini belirtmek isterim. Ve çözüm için her noktada birleşelim, bir olalım ve inanalım. Kimseden medet ummadan, kimseye ihtiyaç duymadan, kendi kararlılığımızla bitirebileceğimize inanalım bu problemi.
Biz inanırsak kendi kanında boğarız PKK’yı da ,değirmenine su taşıyanı da.

Ama ilk adım, inanalım.

Çünkü Allah, gerçekten inanlarla beraberdir. (Enfal Suresi / Ayet 19)

research paper editing custom research paper writing service cheap assignment writing service write a research paper good college essays case study website custom writing paper custom essay order research essay writing essays custom essay order cheap custom writing service buy an essay cheap custom writing service research essay essay writer cheap do my assignment best online essay writing services writing essays for dummies cheap research papers
1
write essay for me essay editing service help with assignment writing writing an analytical essay professional essay writing services essay writing website pay someone to write my paper essay writing service reviews scholarship essay help essay in english essays for sale do my essay cheap essay writing service the great depression essay paper writers national junior honor society essay best writing services